Fuat Keyman

Fuat Keyman

fkeyman@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları
Haberin Devamı

Diyarbakır buluşması, gerçekten, Başbakan Erdoğan’ın nitelediği gibi tarihi oldu.
İki gün boyunca, gerek Başbakan’ın, Barzani’nin ve Şivan Perwer’in konuşmaları; gerek Başbakan’ın Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir’i ziyareti; gerek KCK-PKK için, seçim sonrasına kalsa da, bir tür af ya da yasal düzenleme olasılığının konuşulması; gerekse de bölgede oluşan olumlu hava, Çözüm Süreci ve Kürt Sorunu temelinde, tarihi bir dönüm noktasının oluşmasına yol açtı.
Başbakan’ın 2005 Diyarbakır konuşması tarihi bir dönüm noktasıydı. 2013 Diyarbakır buluşması da, tarihi bir dönüm noktası oldu.
Çözüm Süreci canlandı, Kürt sorununa, müzakere ve demokrasi temelinde çözüm olasılığı arttı.
Objektif yaklaşırsak, Diyarbakır buluşmasıyla, Başbakan, çok önemli ve başarılı bir siyasi manevra yapmış oldu. Başbakan, Sedat Ergin’in doğru saptaması gibi, sadece, Çözüm Süreci’nde, 2014 seçimlerine giderken, “önemli bir zaman kazanmış” olmadı (Hürriyet, 19 Kasım). Aynı zamanda, süreci silaha ve şiddete geri dönülmez bir noktaya getirirken, bu sürecin ve Kürt sorununa çözümün “ana aktörlerinden biri” olduğu gerçeğini de pekiştirmiş oldu.
Çözüm Süreci’yle, silah ve şiddetin zamanı bitmiş, siyaset ve müzakerenin zamanı başlamıştı. Diyarbakır Buluşması’yla, siyaset ve müzakere zamanı pekişti. Artık, silaha ve şiddete dönmek, dönen taraf için siyasi ve ahlaki maliyeti çok yüksek bir karara dönüştü.
Dahası, Başbakan, son dönemde kaybetme riskiyle karşılaştığı, Çözüm Süreci’nde “inisiyatifi elinde tutma”yı tekrardan kazanmış oldu.
Belki de, en önemlisi, önce Irak Dışişleri Bakanı, sonra da Başbakanı Maliki’yle yapılan olumlu görüşmelerden sonra gelen Diyarbakır buluşmasıyla, Çözüm Süreci’nin, Türkiye-Kürtler işbirliğine dayalı Ortadoğu ve Arap Baharı’na dönük “bölgesel dış politika ayağı”nda güçlü bir adım atılmış oldu. Türkiye dış politikası, Çözüm Süreci temelinde, “reset”lenirken, bölgesinde tekrardan etkili olma olasılığı kazandı. Enerji alanında yapılan önemli açılımlar da buna ek.
Tüm bu artı değer yaratıcı noktalar, Diyarbakır buluşmasını tarihi nitelikte kılıyor.
Bununla birlikte, riskler ve yapılması gerekenler de var.
En önemlisi, hafta sonu yurtdışında katıldığım toplantılardan da çıkardığım gibi, Amerika, Çözüm Süreci’ne, Türkiye-Irak Kürdistan’ı ya da Erdoğan-Barzani yakınlaşması temelinde, çok sıcak bakmıyor. Çözüm Süreci’ne, daha önceki yazılarımda vurguladığım gibi, başından beri çok net destek vermiyor. Bunun da nedeni, 2003 Irak işgalindeki pozisyonuna tam zıt noktada, Amerika, Kuzey Irak’ta Bağımsız Kürt devletini istemiyor ve Türkiye ile Kuzey Irak arasındaki, Irak merkezi hükümetinin dışında gelişen sıkı yakınlaşmaya sıcak bakmıyor.
Dikkat edilirse, Avrupa ve AB de, Amerika’ya bu temelde, yakın bir yaklaşım içinde.
Yurtdışı basınında, Ayasofya’nın camii olma ihtimalinin, Diyarbakır buluşmasına yakın önemde görülmesi de, Batı’nın Çözüm Süreci’ne net destek vermediğine bir örnek.
Diyarbakır Buluşması, “Suriye-Rojova-PYD sorunu”nu da ilginç bir noktaya getirdi. Erdoğan-Barzani, PYD’ye karşı net ve olumsuz bir tutum içindeler. Ama, Suriye Kürtlerinin de Çözüm Süreci’ne çekilmesi gerekiyor. Bu nokta, Çözüm Süreci’nde kırılganlık yaratır mı? Yanıtı zor bir soru.
Ama, en önemlisi, Diyarbakır buluşmasının tarihi niteliğinin devam ettirilmesi; bu bağlamda verilen sözlerin tutulması ve Demokratikleşme Paketi’nin tüm Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için, eşitlik ilkesi temelinde, genişletilmesi gerekiyor.
Yeni Anayasa yapım sürecinin bitmesi, bu noktada çok olumsuz bir gelişme.
Seçimlere giderken, Demokrasi Paketi genişletilebilir mi?
Riskleri ve yapılması gerekenleri unutmadan, yaşadığımız tarihi dönemeci tarihi kılacak mıyız? Göreceğiz.