Hakkı Öcal

Hakkı Öcal

hakki.ocal@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları

Trump’ın konuşmasını izlerken insanın içinden iki ayrı şiddetli dürtü kabarıyor: Ekrana bir şey fırlatmak ya da düğmeyi çevirip arkasını dönüp gitmek...

Rahip Brunson olayının bir seçim malzemesi olduğu, 6 Kasım’a giden günlerde Trump ve hükümetinden içinde bu şahsın adı geçen çirkin ifadeleri daha sık duyacağımızı biliyoruz. Hatta sadece ifadelerle yetinmeyecekleri, sadece ikili ilişkilerimizi değil NATO çerçevesindeki bağlantılarımızı da gözümüzde giderek daha da önemsizleştiren eylemlere, yaptırımlara başvuracaklarını bekleyenlerden birisiyim. Ama yine de bu ifadelerin her tezahüründe, bir devletin başkanı bile olsa bir kişinin ülkemle ilgili sözleri, seçtiği kelimeler, başvurduğu metaforlarla ortaya çıkan kafa yapısı karşısında irkiliyorum. TV’lerin minibüsün arkasına bisiklet gibi bağlanmış kız çocukları türü haberleri verirken kullandıkları, “Bu kadarına da pes!” ifadesi, sanırım ulusça ağzımızdan düşmüyor.

Haberin Devamı

Son zorbalıklarından biri, Beyaz Saray’da yapılan bir Evanjelist rahipler yemeğinde konuşmasındaki “Türkiye ile Brunson konusunda savaşıyoruz” sözleriydi. Bu ifadenin içindeki “fighting” kelimesi savaşmak, kavga etmek, dövüşmek veya mücadele etmek anlamlarına geliyor. Ama ABD’deki kullanımı itibarıyla bu kelime asla mecazi bir “uğraşıyoruz” kelimesi değil.

Türkiye-ABD ilişkilerinde daima inişler, çıkışlar olmuştur. ABD, Türkiye’ye açık, gizli silah ambargosu bile uygulamıştır. Ama o sırada bile bir Amerikan diplomatına sorsaydık, ilişkilerin türünü iki ülke arasında “fight” olduğu şeklinde ifade etmezdi.

Demek ki bu zatın kafasında Türkiye ile ilişkileri, iç siyasetin gerektirdiğini sandığı bir anda savaşa çevirmek ve mesela bir gece 24 saatlik bir ültimatomla, “Şunu bunu yapın yoksa...” diye silahla tehdit etmek de olası harekât tarzlarından biri. Bunu söylerken, geçenlerde ifade ettiğim gibi, Türkiye’yi tanıyan, önemini müdrik, insanlarımızı seven, topraklarımızdan evi barkı, akrabaları ve tarihi olan diplomatları, bilim insanlarını, sıradan Amerikalıları tenzih ediyorum. “Bunların hepsi aynıdır” tarzı bir genellemeciliği asla benimsemedim. (Carl Jung’un dediği gibi, bütün çatışmalar haksız genellemelerden çıkar.) Fakat görünen o ki aklı başında ve siyasal gücü olan biri çıkıp da bu zata ağzının payını vermiyor; vermeyecek.

Haberin Devamı

Türkiye olarak bu hitaba layık değiliz; alışık da değiliz. Alışmaya ulusal karakterimizin elvereceğini de sanmam. Bu söylem devam ettiği sürece, başka bir eyleme gerek kalmadan, Trump tek başına Türkiye’yi kaybetmeyi başaracak.

Hafta sonu vefat eden Senatör John McCain’in dediği gibi, Trump, Amerikan sağını ve tümüyle muhafazakârları, 200 yıldır sahip oldukları değerlerden uzaklaştırıyor. Ortada “Türkiye uzmanı” olarak dolaşan birtakım insanların hemen hiçbirinin ABD’nin kurucularının sahip olduğu uluslararası hukuk ve ülkelerle karşılıklı saygı ilkelerinden haberi olmadığı belli. Bu kişilerin derdi Türkiye’nin “İslamcı” olup olmamasından ibaret. Başka şeye baktıkları yok.

Yazık olacak ilişkilere!