Hakkı Öcal

Hakkı Öcal

hakki.ocal@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları
Haberin Devamı

Sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada ana-akım basın-yayın organları, dış politika gelişmelerini magazinleştirerek verirler. Bu sebeple ABD’de Başkan Donald Trump’ın başının ne kadar dertte olduğunu, Türkiye’de olduğu kadar, örneğin İngiltere’de izlemek kolay değil. Dikkatle bakanlar görebilir ki, Trump, her gün hızla Nixon-vari bir kadere biraz daha yaklaşıyor.
Trump’ın kazandığı seçimleri Rusya’nın manipüle ettiği tarzındaki (doğru olsa bile kanıtlanması imkansız) iddialar yerine, liberal, solcu, demokrat ve Trump’dan nefret eden muhafazakarlar koalisyonu, bu kez anayasayı çiğnemek gibi nereye çekerseniz oraya gidecek bir iddiayla yeni soruşturma başlatmayı başardılar.
İç politikada başı dertte olan her siyasetçi gibi Trump da dikkatleri dışarıya, savaşa, çatışmaya çekmeye çalışıyor. Nitekim, Orta Doğu gezisinde Suudi Arabistan’da kendi borazanını çalarak krallığı elde edeceğini sanan 32 yaşındaki “naip vekili” Muhammed bin Salman işbirliğiyle damadı Jared Kushner’in pişirip kotardığı plan çerçevesinde yaptığı tahrikler sonucu 5 Haziran’da bölgede Katar’a adeta savaş ilanını sağladı. Ertesi gün, ahmaklığın daniskası diyebileceğimiz “Yaptığım görüşmelerin meyvesini alıyorum!” anlamındaki bir dizi Twitter mesajıyla bu krizi bir ölçüde abesleştirdiyse de, kendine göre fitili ateşlemişti.
Ne var ki bu ateş, başta ABD ve hatta Suudi Arabistan olmak üzere, Türkiye’nin, İran’ın, Suriye ateşini söndürmeye çalışan ülkelerin ve tarafların işine gelmiyordu. Nitekim Türkiye, hemen bu ülkedeki askeri varlığını yükselterek, krizin bir sıcak savaşa dönmesini önledi. Sadece bu kadar değil: Trump’ın henüz ele geçirmeyi başaramadığı ve asla başaramayacağı görünen ABD kurumları, borsa ve yatırım dünyası, silahlı kuvvetleri ve diplomasisi başkanın açtığı hasarı telafi için kolları sıvadılar. Magazinleştirirseniz, “ABD Katar’a şu kadar milyonluk silah sattı; dolayısıyla krizi hafifletme yolunu seçti” demeniz de mümkün. Ama bu gelişme, gerçekte bu kadar basit olmadı. ABD Deniz Kuvvetleri’nin Katar donanmasıyla ortak manevralara başlaması, “Para aldı da ondan...” denilerek açıklanamaz.
Suudi Arabistan, 5 Haziran’da “talepler” listesi ileri sürerken ve bunların yerine getirilmesine kadar uygulanacak yaptırımları açıklarken (ki bu listede adeta komedi unsuru olan Katar’a uçak seferlerinin engellenmesi bile vardı) hafta sonunda, içinde talep kelimesi geçmeyen “rahatsızlıklar” (grievances) listesi hazırladığını bildirdi. Talep kelimesi yerine, rahatsızlık kelimesinin kullanılması, derin Amerika’nın, Türkiye ve İran’ın tutumlarına takiben takındığı krizi bitirme tavrının, Kral Salman’a yansıdığını gösteriyor.
ABD Dışişleri Bakanı Max Tillerson, Trump’ın yaktığı bir başka dış politika yangını olan Meksika ilişkilerini onarma gezisinden vazgeçerek Washington’da kalıyor ve sebep olarak Katar krizini gösteriyor. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, geçen haftanın çoğunu bölge ülkeleri arasındaki mekik diplomasisinde geçirdi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, liderler arası görüşme
trafiğini sürdürüyor.
Görünen o ki, Trump’ın açtığı delik, gemiyi batıracak kadar su dolmadan kapatılacaktır.