'Filistin direnişine desteğimiz sürecek'

17.05.2018 Perşembe

“Kudüs bizim kırmızı çizgimizdir” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Filistin’in yalnız olmadığını, Türkiye’nin Filistinlilerin direnişine desteğinin süreceğini söyledi. Erdoğan, Hamas’ın da terör örgütü değil, bir direniş hareketi olduğunu vurguladı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İngiltere temaslarının ardından yaptığı değerlendirmede Filistin’e yönelik adımların süreceğini belirterek, “Yaşanan hadiseler utanç tablosu. Kudüs bizim kırmızı çizgimizdir. Bundan taviz vermemiz mümkün değil Filistin yalnız değildir” dedi.

Dönem başkanı olarak İslam İşbirliği Teşkilatı’nın (İİT) yarın İstanbul’da yapılacak zirvesinin önemine değinen Erdoğan, “O gün Yenikapı’da muhteşem bir miting de yapmak istiyoruz. AK Parti olarak, pazar günü Diyarbakır’da yapacağımız mitingi, Ramazan boyunca Türkiye genelinde de sürdürebiliriz” dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, İngiltere temaslarını Londra’dan ayrılmadan önce beraberindeki gazetecilere değerlendirdi. Erdoğan, Kraliçe 2. Elizabeth ve Prens Charles ile görüşmelerinin çok verimli ve dostane geçtiğini, yatırımcılara Türkiye’nin yatırım dostu bir ülke olduğunu anlattıklarını vurguladı. Ekonomideki son durum, milli para ve yeni ekonomik program konusunda sorularımıza yanıt veren Erdoğan, halihazırda bürokratik oligarşinin egemenliğinin sürdüğünü, Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiyle bu durumun son bulacağını kaydetti.

Cumhurbaşkanı’nın açıklamaları ve sorularımıza yanıtları şöyle: 

DİPLOMATİK ADIMLAR SÜRECEK: İngiltere’de okuyan Türk öğrencilerle bir araya geldik. Filistin topraklarında yaşanan katliama dair ilk değerlendirmemizi oradaki konuşmamızda yaptık. Bu utanç tablosu karşısında tabii ki sessiz kalamazdık. Nitekim bir dizi adım attık. Üç gün yas ilan ettik. TBMM özel gündemle toplandı. İslam İşbirliği Teşkilatı’nı (İİT) olağanüstü toplantıya çağırdık. Cuma günü (yarın) olağanüstü toplantımızı yapacağız. Katılımın mümkün olduğunca üst düzeyde olmasını arzuluyoruz. Aynı gün Yenikapı’da da inşallah dev bir buluşmayı gerçekleştireceğiz. İsrail Büyükelçisi’ni ülkesine gönderdik. Bu arada  büyükelçimizi istişarelerde bulunmak üzere çağırdık. Washington Büyükelçimizi de istişarelerde bulunmak üzere ülkemize çağırdık. Bu konularda diplomatik adımları atmaya devam edeceğiz. Konuyla alakalı olarak New York’ta Birleşmiş Milletler nezdindeki Daimi Temsilcimiz süreci takip ediyor.  Kuveyt şu anda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) geçici üye. Onların da attığı bazı adımlar var. BMGK’da Amerika’nın vetosuna karşı 14 ülke bu konuyla ilgili olarak yine onların karşısına dikildi. Bir çalışma daha yapılıyor. Şu anda Arap Ligi toplantısı yapıldıktan sonra bu konuda yeni bir adım atmanın gayreti içinde olacağız. Bu hadise geçen sefer olduğu gibi BM Genel Kurulu’na da gidebilir. Orada uygun bir zemin de var. Malum geçen seferki oylamada 128’e 8 gibi bir tablo ortaya çıkmıştı.

KUDÜS KIRMIZI ÇİZGİMİZ: 60’ı aşkın şehit ve 2500 yaralı var. Bunların tedavisi konusunda ne İsrail ön açıyor, ne de Mısır. İstanbul Yenikapı’da Cuma günü (yarın) muhteşem bir miting de yapmak istiyoruz. Ak Parti olarak, Pazar günü Diyarbakır’da yapacağımız mitingi, Ramazan boyunca Türkiye genelinde sürdürebiliriz. Bunları Cumhur İttifakı olarak yapmamız da gündeme gelebilir. Ramazan ayında Filistinliler için bir yardım kampanyası düzenliyoruz. Yaralıların tahliyesine yönelik çalışmaları devam ettiriyoruz. Kızılay Gazze’ye 100 bin dolar değerinde ilaç ve tıbbi malzeme desteğinde bulundu. Ayrıca bir dizi telefon görüşmesini başlattım. Başbakanımız Binali Bey başbakanlarla, Dışişleri Bakanımız Mevlüt Bey de muhataplarıyla benzer görüşmeler yapıyorlar. ABD’nin Büyükelçiliğini Kudüs’e taşıması ve Nekbe’nin 70. yılı münasebetiyle yaşanan hadiseler aslında bir utanç tablosu. Kudüs biliyorsunuz bizim kırmızı çizgimizdir. Bundan taviz vermemiz mümkün değil, Filistin yalnız değildir.

HAMAS DİRENİŞ HAREKETİDİR (İsrail’in dünya kamuoyunda giderek daha kötü duruma düştüğünü söyleyebilir misiniz? Bir de Türkiye’nin aldığı tedbirlerden başka yeni adımlar olacak mı?) Ne gibi adımlar atılabileceği elbette değerlendirilecektir. Netanyahu’nun attığı tweete verdiğim cevap sinir uçlarına dokunmuş olmalı. Filistinlilerin direnişine destek çıkmamız bunları rahatsız ediyor. Ben bu çerçevede Hamas’ı bir terör örgütü olarak görmedim, görmüyorum. Hamas Filistinlilerin işgal altındaki topraklarını kurtarmanın gayreti içindeki direniş hareketlerinden biridir. İsrail orada işgalci durumundadır. Sizlerle bu sohbetimizin hemen öncesinde burada, antisiyonist hahamlarla da görüştüm. Bunlar İsrail’in Siyonist olduğunu söylüyorlar. Biz bunu söylediğimizde bazıları çıldırıyor. Görüştüğümüz hahamlar, bize karşı olmadıklarını söylüyorlar. ‘Siz Yahudiler ile Siyonistler arasındaki ayrımı iyi yapan bir lidersiniz’ diyorlar. Kendilerine haksızlığa karşı çıkma konusunda seslerini yükseltmelerini söyledim.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Londra’da anti siyonist hahamlarla da görüştü.

‘Görüşmelerimiz çok verimli geçti’

HEDEF 20 MİLYAR DOLAR: Londra’da Kraliçe 2. Elizabeth ile yaptığımız görüşme verimli geçti, güzel geçti. Sayın Theresa May ile ikili ve heyetler arası görüşmede, bir dizi farklı konuları ele aldık. 2 anlaşma imzaladık. İkili ticaret hacmimiz şu anda 16.2 milyar dolar, bunu 20 milyar dolara çıkarma hedefimiz var. TF-X Milli Muharip Uçak Projesi ilgili müzakereler sürüyor. Terörizmle mücadelede gerek PKK, PYD, YPG, gerek DEAŞ ve FETÖ’ye karşı ortak neler yapılabileceği üzerinde duruyoruz. Turizm, kültür, eğitim alanlarında ne gibi işbirliği yapabiliriz, buna bakıyoruz. Brexit süreci ve sonrasında Türkiye-İngiltere ilişkilerinin nasıl olabileceğini, bölgesel konuları, Filistin’de yaşanan katliamı, Kudüs’ün statüsünü korumanın önemini konuştuk. ABD’nin nükleer anlaşmadan çekilmesini ve bunun muhtemelen sonuçlarını, Suriye konusunu, Cenevre ve Astana süreçlerini, mültecileri, Türkiye-AB ilişkilerini, Irak seçimlerini, bölgenin güvenlik ve istikrarını, Kıbrıs konusunu ele aldık. Birleşik Krallık’taki programlarımızın son derece verimli geçtiğini söyleyebilirim.

YATIRIMCILAR İKNA OLDU MU: (Londra’da yatırımcılarla da görüştünüz. Bloomberg ve Chatham House’da onları Türk ekonomisi konusunda ikna ettiğinizi düşünüyor musunuz?) Bu önümüzdeki süreçte görülecek. Bütün mesele, 24 Haziran. Cumhur İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayının kazanmasının, daha önceki dönemlerde de olduğu üzere Türkiye konusunda yine heyecan uyandıracağına inanıyorum.
Biz dersimize çalışıyoruz. Seçim Beyannamemizi açıkladığımızda bunu daha da net göreceksiniz. Gerek küresel sermayenin Türkiye’ye girişi, gerekse mevcutların devamı açısından bizi daha iyi bir gelecek beklediğini düşünüyorum.

SERBEST TİCARET ANLAŞMASI: (İngiltere ile ufukta bir serbest ticaret anlaşması gözüküyor mu?) Evet gözüküyor ama bir takvim vermem doğru olmaz. Özellikle 24 Haziran’dan sonra bu konuyla ilgili adım atmaya hazırlar. (Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci de Cumhurbaşkanı’nın bu konuyla ilgili bilgi aktarmasını istediğinde olası serbest ticaret anlaşmasıyla ilgili sürecin olumlu yönde seyrettiğini söyledi.)

TIMES’IN TESPİTLERİ İSABETLİ: (Times gazetesinde Londra ziyaretiniz ile ilgili başyazıda, eleştirilerin yanı sıra, her şeye rağmen Türkiye ile iş birliği zamanı olduğundan söz ediliyor. ‘Türkiye’nin gücü bölgenin istikrarına katkı sağlayabilir’ deniliyor. 24 Haziran’da sizin kazanmanızın da neredeyse kesin olduğundan bahsediliyor...):  Yazının geneline bakmak lazım. Ama bu tespitlerin isabetli olduğunu söyleyebilirim.

‘ABD’nin ‘yaptım oldu’ mantığı doğru değil’

(ABD ile son dönemde yaşanan gerginlikler ve Türkiye’ye yaptırımlardan söz edildiği anımsatılarak “ABD ile müttefiklik ilişkisinin çok ciddi olarak zedelendiği değerlendirmesi yapılıyor? Amerika’dan temel beklentileriniz nedir?” sorusuna): Dediğiniz o değerlendirmeyi kim yapıyor onu bilemem. Ama biz üzerimize düşeni yapıyoruz. Biz tabii ki hakkın yanındayız, hak olan neyse onu savunuyoruz. ABD’nin İran’la yapılan nükleer anlaşmadan tek taraflı geri çekilme kararını doğru bulmamamızın da sebebi budur. ABD o anlaşmayı tek başına imzalamadı. İşin içinde İngiltere var, Almanya var, Fransa var... Dolayısıyla, ABD’nin İran konusunda ‘Ben yaptım oldu’ mantığıyla hareket etmesi; temmuz-ağustosta ambargoya başlayacağından söz etmesi doğru olmamıştır. Kaldı ki İran’a geçmişte o denli yaptırım uyguladılar da ne oldu? Fransa Peugeot’yu verdi, Almanya Mercedes’i verdi. Çin zaten ‘Ne istersen veririm’ diyor. O nedenle nükleer konusunda biz öteden beri diplomasi ve müzakere yolunun daha isabetli olacağını savunmuşuzdur.

S-400’den taviz yok

NATO müttefiki bir ülke olarak, Yunanistan nasıl S-300 almış ise bizim de Rusya’dan S-400 almamızda bir sorun yok. Kaldı ki Türkiye-Rusya arasında zaten Üst Düzey İşbirliği Konseyi var. Rusya’dan aldığımız petrolümüzü, doğalgazımızı kesemeyiz. Rusya’dan ülkemize 5 milyon turist geliyor. NATO’da müttefik olduğumuz ABD’den, an geliyor parayla dahi silah alamıyoruz. ‘Senato’dan onay çıkmadı’ diyerek, silah vermeyebiliyorlar. Dolayısıyla S-400’ten taviz söz konusu değil.
Kaldı ki Rusya bize çok avantajlı bir kredi imkanı da sunmuştur. Savunma sanayi ihtiyaçlarını en uygun şartlarda farklı yerlerden karşılamak Türkiye’nin de
en tabii hakkıdır.

Arap Ligi’nden beklenti

(Filistin’deki son gelişmeler, İsrail’in BM Güvenlik Konseyi kararlarını kabul etmediğini, sürekli olarak ihlal ettiğini bir kez daha gösterdi. Bu kanaatin bir çok devlet tarafından paylaşılmasının, BM üyesi ülke olma statüsünü İsrail’in kaybetmesine yol açabileceği iddialarına ne diyorsunuz?): O denli iddialı konuşmamak lazım. Önemli olan İsrail’in yaptığı adaletsizlikler ve haksızlıklar karşısında ortak tavır sergilemektir. Ama bu hususta uluslararası camianın, hatta Arap Ligi’nin, İslam dünyasının arzulanan düzeyde kararlı bir tavır sergilediğini söylemek zor. Yapılan yanlışlıklar karşısında açıkça sesini yükselten nadir ülkelerden biriyiz. İran ve Rusya’nın yaptıkları açıklamalar da önemli. İİT’nin İstanbul’daki zirvesine üye ülkelerin hangi seviyede katılacaklarını görmemiz,
bu açıdan da önem taşıyor.

‘Aramıza kimse nifak sokamaz’

(Seçimler yaklaşıyor. ‘Erdoğan’a oy verin ama partisine değil’ şeklinde bir yaklaşımı gündeme sokmaya çalışanlar var. MHP ile Ak Parti arasında nifak tohumu mu sokmak isteniyor?): O dediğiniz yaklaşımı bazı mahfillerin işlemeye çalışsalar da başarılı olamazlar. Bizler Cumhur İttifakı olarak yola çıktık. Bu işin bozulmasına fırsat vermeyiz. Kimse aramıza nifak sokamaz. ‘Cumhurbaşkanlığında Erdoğan’a oy verin, aşağıda kime verirseniz verin’ şeklinde bir mantık olamaz. İnanıyorum ki Ak Parti tabanı kendi partisine, MHP tabanı da kendi partisine oy verecektir. Ayrışmaya gitmemizin anlamı yok. Söz konusu dahi değil. Teşkilatımıza söylüyoruz: ‘Tabanda partinize sahip çıkacaksınız’ diyoruz. İttifak konusunda kararlılığımız son derece net. Sayın Bahçeli’ninki de net. Cumhur İttifakı olarak seçeceğimiz Cumhurbaşkanının güçlü olabilmesi için, parlamentoda da güçlü olmak gerektiğini biliyoruz. ‘Bunun için gerekli desteği vermeniz lazım’ diyoruz. Arkadaşlarımız da bunu işliyorlar. Ayrımcılığa fırsat vermek istemiyoruz. Biz BBP’yi de partimizden aday göstermek suretiyle Cumhur İttifakı bünyesine dahil ettik. 

‘Bürokratik oligarşi egemenliği sürüyor’

(2001’deki ekonomik krizden sonra bir ekonomik program oluştu. Bugün gelinen noktada ‘faiz enflasyonun sebebi’ diyorsunuz, altına dayalı bir model öneriyorsunuz, milli para diyorsunuz.. Artık yeni bir ekonomik program yazma zamanı gelmedi mi?): Aslında yazılıyor yeni şeyler. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi, ekonomide de işlerin daha sağlıklı yürümesini sağlayacak. Halihazırdaki sistemde, bürokratik oligarşinin tümüyle yenildiğini söyleyemeyiz; zira bürokratik oligarşi egemenliğini sürdürüyor. Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin en önemli getirilerinden birisi, bürokratik oligarşinin egemenliğinin son bulması olacaktır. Rusya, İran, Çin ve Güney Kore gibi ülkelerle ulusal paralar üzerinden alışveriş yapma hususundaki çabaların, altınla borçlanma gibi alternatiflerin kur baskısından kurtulma açısından önemli olduğuna inanıyorum. 24 Haziran’dan sonraki süreçte, sistem tüm kurumlarıyla her açıdan daha sağlıklı, daha hızlı işleyecek. Siyasi iktidar başarısızlık halinde bedel ödeyeceğinin bilinciyle, çok daha sorumlu davranmak durumunda olacaktır.

‘Kraliçe’nin dehşet hafızası var’

(Kraliçe 2. Elizabeth ile yaptığınız görüşmeye dair izleminizi alabilir miyiz?): Kraliçe 92 yaşında olmakla birlikte dehşet derecede bir hafızası var. Hafızası o yaşa göre son derece iyi. Abdullah Bey’in Cumhurbaşkanı, benim Başbakan olduğum dönemde, biliyorsunuz Türkiye’yi ziyaret etmişti. O ziyaretini, o vesileyle yaptığımız görüşmeyi tüm ayrıntılarıyla hatırlıyor. Ayrıca yaptığım bu ziyaretteki temaslarım hakkında da tafsilatlı biçimde bilgi sahibi olduğunu gördüm. Konulara çok iyi hakim olduğunu, her şeyi dingin biçimde anlattığını müşahede ettim.

 

Yazarın Önceki Yazıları