Mehmet Soysal

Mehmet Soysal

mehmet.soysal@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları

Salı günkü “Çıplak ayaklı çocuklar” başlıklı yazımızda yazar Johanna Spyri’nin eserinden çizgi filme uyarlanan Heidi’nin hikâyesinde bir dönem İsviçre’deki çocukların yaşadığı drama değinmiştik...

Sahipsiz, annesiz ve babasız kalan, suç işleyen, borcunu ödeyemeyen, boşanan, evlilik dışı veya işsiz kalan ailelerin çocukları o devirde devlet politikası gereği kiliseler aracılığıyla zengin ailelerin yanlarına “köle veya hizmetçi” olarak verilirmiş...

Ya da satılırmış!

Küçük ayaklı bu fakir ve sahipsiz çocukları diğer zengin ailelerin çocuklarından ayıran tek fark, ayakkabısız oluşları imiş...

Haberin Devamı

Soğuk dağların eteklerindeki köylerde bile yılın on iki ayı ayakkabısız dolaşan bu çocuklar için yazar Sevim Akyürek şöyle diyor:

Ahırlarda hayvanlarla birlikte yaşayan, çoğu kez bir çuvaldan ibaret elbiseleri içinde hemen her zaman aç olan bu çocuklar, toplumsal hayatın olağan, sıradan bir parçası olarak kabul gördü.

“Bunun bir tür kölelik sistemi olduğu idrak edildikten sonra bile, uzun zamanlar boyunca İsviçre’nin konuşmaktan dahi kaçındığı bir tabu halinde üstü örtüldü” diyen yazar Sevim Akyürek, İsviçre toplumunun bu gerçekle uzun yıllar yüzleşmeden yaşadığını belirtiyor.

***

Türkiye’ye insan haklarıyla ilgili ders vermeye bayılan Batılılar bu gerçeğin üzerine hep toprak serpti...

Ve serpmeye de devam ediyor...

1915 olaylarıyla ilgili Ermenilere karşı soykırım yapıldığını sürekli iddia eden İsviçre, yüz yıldır üzerini örttüğü bu gerçekle 2013 yılında yüzleşti ve Verdingkindern yani Sözleşmeli Çocuklar diye adlandırılan bu çıplak ayaklı çocuklardan özür dileyebildi!

Akyürek’in deyişiyle:

Çünkü köle çocuklardan bugün hayatta olanlar bu tarihsel utanca tanıklık ederek o dönemin hiç olmazsa vicdanlarda yargılanması yönünde güçlü bir kamuoyu baskısı oluşturdular.

***

Uzun yıllar Batılıların bu vahşi tarihini hiç öğrenmedik...

Diyoruz ki; YÖK ülkemizdeki 192 üniversiteye Batılıların bu üzerini örttüğü gerçeklerle ilgili yüksek lisans, kısa film, sergi gibi çalışmalara teşvik veya fon ayrılmasını zorunlu tutmalı...

Haberin Devamı

Batılılar bizlerin acılarını kanatıp çarpıtırken biz onların insanlık tarihine açtığı bu derin mezarları ve yaraları kaşımalıyız...

Kaşıyabilmek için öncelikle bir şeyleri de bilmek gerekiyor...

Ve özellikle de içimizdeki Batılı hayranı olan muhalif koroya anlatmak lazım geldiğine inanıyoruz...

Tarihçi Marco Leuenberger de on yaşındayken, babası kendisinin bir Verdingkinder olduğunu açıklamış ve yaşadıklarını anlatmış. 2009 yılındaki Verdingkinder Reden adı verilen sergiyle ilk defa bilimsel çalışmalara, konferanslara, canlı tanıklıklardan oluşan açık oturumlara konu edilerek, sonra operaya ve ilk defa bir filme de uyarlanarak konuyu uzun bir dönem gündemde tutmuş...

Bizim ülkemizin medyası neredeydi?

Magazin peşinde sahillerde kadın avcılığı, evlilik programlarıyla çöpçatanlık yapıyordu ve yapmaya da devam ediyor!

***

Johanna Spyri, Heidi yoluyla, 80’lere kadar İsviçre toplumunda konuşulması tabu kabul edilen çıplak ayaklı çocuklar hadisesine dikkat çekmiş mi ya da ilgisi yok mu?

Haberin Devamı

Bu da çok tartışılan bir konu, ülkemizdeki edebiyat tarihçileri bu konuya da önem vermeli...

İsviçre’de Verdingkinder denilen bu kölelik sistemi 1981 yılına kadar devam etmiş...

Türkiye ise özellikle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın politikası gereği topraklarımıza gelen 4 milyon Suriyeliye yani çocuklara kapılarını açtı...

Maliyeti ise beş altı milyar doları buluyor.

Batılılar ise yardım etmediği gibi, hâlâ çocukların üzerine bomba yağdırmaya devam ediyor...

Dünyanın her yerinde özellikle de Bosna-Hersek’te, Afganistan, Suriye, Irak, Yemen ve Filistin’de bombalanan kentlerde hayatını kaybeden ve kar görmeden göçüp giden kar kuşları diyebildiğimiz milyonlarca çocuk mezarsız topraklarda öteki âlemde hesap gününü bekliyor!

AB de utanmadan, Türkiye’yi siyasi izlemeye aldıklarını açıklıyor...

Biz sizleri bin yıldan beri izliyoruz...