Mustafa Yılmaz

Mustafa Yılmaz

ege@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları

İzmir’de tarihin en büyük yıkımlarından birine neden olan depremin üzerinden henüz 2.5 ay bile geçmedi.

İlk günlerdeki kamuoyu ilgisi sabun köpüğü gibi eridi gitti.

Süslü laflar, verilen sözler, yine havada kaldı.

Deprem bölgesinde yaşayanlar büyük bir çaresizlik içinde.

2000 yılı sonrası yapılan yönetmeliklere göre binalarda C30 kalitesinde beton kullanılması gerekiyor. 

Bizzat Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum açıkladı.

Bayraklı’da yıkılan binaların bazılarında C3 kalitesinde beton çıktı.

Yani binalar neredeyse sıvadan ibaret.

Haberin Devamı

İnşaat Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Eylem Ulutaş Ayatar da kendilerine gelen bilgilere göre ne yazık ki bu durumun sadece tek bir binada değil, çok fazla binada olduğunu söyledi.

Ayatar, deprem sonrası yapılan analizlerde çok sayıda binadan alınan karot sonuçlarının C 10’nun altında beton kullanıldığını gösterdiğini ifade etti.

Hasarlı binalara yapılan testler, ne kadar doğru

***

Deprem bölgesinde yaşayan bir ev sahibi ise, yaşadığı vahim ve trajik durumu şöyle anlattı:

“Farklı kurumlardan iki ayrı ekip geldi, binamızı inceledi.

Yaptıkları çalışmada, az hasarlı raporu çıktı.

Ancak, yapılan tespite inanmadım ve yöneticimize, ‘similasyon’ ve karot testi yaptıralım dedim.

Yönetici önerimi dikkate aldı, akredite bir firma ile anlaştı ve iki test yaptırdık 8 bin 500 liraya.

Çıkacak sonuçtan herhangi bir aksilik yaşanmayacağı, evimizde rahatlıkla oturabileceğimizi düşünüyordum.

Merak içinde çıkacak sonuçları bekliyordum.

Bir süre sonra yönetici aradı.

‘Ağabey, korktuğumuz başımıza geldi. Sonuç maalesef iyi değil. Binamız yüzde 70 kusurlu. 5.5 büyüklüğündeki bir depremde pasta gibi yıkılır dedi’ yanıtını verdi.

Hasarlı binalara yapılan testler, ne kadar doğru

***

Başımdan aşağı bir kazan kaynar su boşaldı.

İki ayrı kurum yetkililerinin az hasarlı rapor verdiği, yaklaşık 100 kişinin oturduğu apartmanın akıbeti böylece belirlenmiş oldu.

Şimdi komşularımız harıl harıl taşınma telaşı içine girdi.

Kiralar desen, almış başını gitmiş.

Sağlamını da bulmak zor iş.”

***

30 Ekim’de İzmir büyük acı yaşadı.

O acıların neden yaşandığı, şimdi daha iyi anlaşılıyor.

Yapılan testlerde az hasarlı raporu verilen apartmanın 5.5 büyüklüğündeki depreme bile dayanamayacak durumda olması trajik bir durum.

Haberin Devamı

Raporlarda ‘en az 7.5 büyüklüğündeki depreme göre dayanır’ yazmadıkça, kimse güvende değil demektir.

Bu vatandaşımızın anlattığı olayın benzeri kim bilir daha kaç kişinin başına geldi.

Unutmayın, çürük binalarda oturabilirsiniz diyen yetkililer büyük vebal altında kalıyor.

BİR ANNENİN PARK İSTEĞİ

Babasını kaybedene yetim denir.

Annesini kaybedene öksüz.

Eşini kaybeden dul olur.

Ama çocuğunu kaybeden için bir kelime yok.

Bu acıyı yaşayanlar, her gün kendini yeniden üreten bir ateşin içinde yanar.

Hasarlı binalara yapılan testler, ne kadar doğru

***

Ne yazık ki, İzmir’de 30 Ekim’de meydana gelen depremde bu acıyı yaşayanlar oldu. O ateşe düşenlerden biri de Emine Yücel.

Deprem sonrası yıkılan Rıza Bey Apartmanı’nın enkazında kalan kızları Feda ve Diren’i, annesini, yeğenleri Lena ve Vera’yı sonsuzluğa uğurlayan Yücel’in tek bir isteği var.

O ne ev istiyor ne de eşya. Her doğan güneşle ateşi tazelenen annenin isteği, çocukları, annesi ve yeğenlerine mezar olan, Rıza Bey Apartmanı’nın yerine bir park yapılması.

Haberin Devamı

Kendi evlatlarının acısıyla her gün yanarken, “Başka çocuklar o parkta oynasın” diyor.

Emine Yücel, bu konuyla ilgili olarak sosyal medyada bir kampanya da başlattı.

Yücel, yüzlerce kez paylaşılan mesajında insanlara şöyle sesleniyor:

“Ben Emine Yücel. İzmir depreminde Rıza Bey Apartmanı’nda kızlarım Feda ve Diren’i, yeğenlerim Vera ve Lena’yı, annemi sonsuzluğa uğurladım. Şimdi apartmanın olduğu alana bina yapmak istiyorlar. 

Depremde 27’si çocuk olmak üzere 117 canı yitirdik. Günlerce enkazdan çıkmalarını bekledik. Rıza Bey Apartmanı’nın olduğu alan artık depremin simgesi haline geldi ve bu alanın, yitirilen çocukların anısına çocuk parkı olmasını istiyoruz. Depremlerde kimsenin çürük binalarda enkaz altında kalmaması için farkındalık yaratmaya çalışıyoruz. İzmir’de herkes depremle yaşıyor, ama kimse binaları ne kadar sağlam, bilmiyor. Bizim yüreğimiz yandı, başka canlar yanmasın.”

***

Bir yanda tarifsiz acılar yaşayan bir anne var. Diğer yanda ne var? Mülkiyet mi? Yönetmelikler mi? İmar planları mı? 

Bu annenin isteğinin önündeki engeller bunlar mı?

Bugüne kadar onlarca yeşil alan, imar planı değişikliğiyle konut alanına çevrildi. 

Bir kez de tersini yapıp konut alanını yeşile ya da parka çevirsek ne olur?

Sorun mülkiyetse ‘kamulaştırma’ diye bir yöntem ve bunun için de kamu idarelerinin bütçelerinde milyonlarca liralık ödenek var. 

Her yıl yüz binlerce metrekare kamu arazisi özelleştiriliyor.

Bir kez de tersi yapılsa ne olur?

Acılı annenin masum park isteğini yerine getirmemek için mazeret çok. Ama görüldüğü gibi hepsi teferruat.