Nihat Ali Özcan

Nihat Ali Özcan

naozcan@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları
Haberin Devamı

Türkiye, hedefi, yapısı, ideolojisi farklı terör örgütleriyle çeşitli cephelerde mücadele ediyor. PKK, DAEŞ, FETÖ ve diğerlerinden söz ediyoruz.
Bir yandan devlet kurmak isteyen coğrafya merkezli hiyerarşik yapısıyla politik-askeri strateji izleyen klasik etnik terör örgütü PKK. Şimdilik, şok edici, seçme hedeflere yönelmiş, mezhebi terör örgütü DAEŞ. Dini motivasyonlu olduğu iddiasında siyasi hedefleri olan FETÖ. Son olarak Soğuk Savaş mirası diğer örgütler. Bu farklılıklar ilgilisine, bakış açısının, mücadele stratejisinin, istihbarat ihtiyaçlarının, organizasyon modelinin ve insan niteliğinin de farklı olması gerektiğini söylüyor. Başka bir ifadeyle, aynı bakış açısı, strateji ve insan sermayesiyle etkili bir mücadele mümkün olmaz/olamaz.
Yılbaşı gecesi, DAEŞ’li terörist 39 insanın hayatına kıydı. İyi haber, fail sağ olarak yakalandı. Eylem, operasyonu, o da çok sayıda veriyi ve ardından istihbaratı getirecek demektir. Şimdi, yapılması gereken öncelikli iş olayı her yönüyle masaya yatırarak dersler çıkarmak, eksiklikleri gidermek ve tedbir almak. Bu yazının amacı, orta ve uzun vadeli politik, ideolojik, sosyal ve askeri alanda yapılacaklar bir yana, kısa vadede güvenlik ihtiyaçlarının karşılanmasının olmazsa olmazı “istihbarat” tan söz edeceğim.
Reina saldırısı ve ardından yaşadıklarımız, terör dünyasındaki değişimi, istihbarat ihtiyaçlarının nasıl farklılaştığını, çeşitlendiğini ve karmakarışık hale geldiğini gözler önüne serdi. Anlaşılan, geleneksel terör ve istihbarat algılamamızı, örgütlenme modelimizi ve istihbaratçıların niteliklerini de hızla değişen koşullara uyarlamak zorundayız.
Günümüz dünyasında iş yoğunluğu en fazla artan, eski bilgileriyle yeni sorunlara cevap veremeyen, bu nedenle işi zorlaşan, krize giren mesleklerin başında istihbarat geliyor. Gerçekten de bu, abartılı bir “hüküm” değil. Özellikle de terör konusuna odaklanmış istihbaratçılar açısından. Artan belisizlikler, derinleşen politik, ideolojik, dini kavgalar, bunların hızla birey ve grup düzeyinde karşılık bulması, devletlerin çökmesi, sınırların kolaylıkla aşılması listenin bir kısmı. Yine insan hareketlerinin çığ gibi büyümesi, iletişim teknolojilerinin yaygınlaşması, ucuzlaması, sosyal medyanın hız kazanması da istihbaratçıların işini zorlaştıran hususlardan.
Öte yandan, “özgürlülere düşkünlüklerin artması” istihbarat örgütlerini zorluyor. Özel hayatın izlenmesi ve takibi konularında hukuki ve ahlaki sınırlamalar, tepkiler her geçen gün artıyor.
Dahası, istihbarat dünyasının ihtiyaç duyduğu nitelikli, iş yapabilecek, kendi başına karar alabilecek, zeki ve eğitimli insanlar kişisel özgürlüklerinden vazgeçmek istemiyorlar ve bu meslekten uzak duruyorlar. Yeni kuşak, geleneksel “disiplin, fedakârlık, sadakat, gizlilik ve hiyerarşi” kavramlarından pek hoşlanmıyor. Bu yüzden istihbarat örgütlerinde birbirine benzer, komplo teorilerine inanmış sadık eleman çok, ancak “kalifiye eleman” sıkıntısı had safhada. Elbette bu noktada “istihbaratın siyasallaşmasının da” büyük rolü var.
Kitap, Reina terör saldırısının benzerlerini yaşamak istemeyen bir ülkenin, DAEŞ’le mücadele için üç farklı karakterde istihbarata ihtiyacı olduğunu söyler. Bunlar, eylem yapan ya da yapma hazırlığında olan teröristleri adalet önüne çıkarmak için delil toplayan, teröre karşı savunma sağlayan, ikaz edici ve son olarak sınır ötesi askeri harekât dâhil, cezalandırıcı operasyona imkân veren istihbarattır. Ancak kitaba göre sınıflandırma böyle olsa da iş sahada daha karmaşık görünüyor.
Örneğin Türkiye’yi ele alalım. Terör saldırılarını önlemeye, olmuş ise suçluyu yargı önüne çıkarmayı veya sınır ötesinde cezalandırmaya çalışılan coğrafi alana, sosyal dokuya, siyasi olaylara biraz daha yakından bakmakta fayda var. Türkiye’ye gelen turist sayısı 30 milyon. Geçen yıl Atatürk ve Sabiha Gökçen havalimanlarını kullanan yolcu sayısı 89 milyon. Kontrol edilmesi gereken deniz sınırlarının uzunluğu 8333 kilometre (İstanbul-New York arasından uzun) ve kara sınırları 2650 kilometre.
Balkanlar, Kafkaslar, Orta Asya, Ortadoğu’nun kesişme noktası bir ülkeden söz ediyoruz. 3 milyon Suriyeli, 1 milyon Iraklı, Afgan, İranlı yüz binlerce diğer ülke vatandaşı yasal/yasa dışı yollarla girdikleri bu ülkede yaşıyorlar. Üstelik ülke isimlerini listelemenin, terör gibi mikro düzeyde saha ve kişi bilgisi isteyen güvenlik alanında pek işe yarar bir yaklaşım olmadığını da biliyoruz. Gelenler kendi ülkelerindeki ekonomik, sosyal, siyasi kavgalarını, nefretlerini, ağlarını, ilişkilerini de beraberlerinde getiriyorlar. Onunla yetinmeyip bu ülkede yenilerini inşa ediyorlar.
Sadece sınır komşularınızda 15 farklı dil konuşuluyor. İstihbarat örgütü çalışanların bilmesi, izlemesi, anlamlandırması gereken 40-50 lisandan söz edebiliriz. Üstelik istihbarat disiplini açısından sorun sadece dili konuşmak, anlamak olsa iyi. Ülkeleri, toplumları, alt grupları ekonomik, dini, siyasi, sosyal kültürel sorunları, mikro düzeyde bilen farklı “ağ” ilişkilerini anlamlandırabilen “profesyonellerin” olması gerekiyor.
Reina saldırısı ve sonrasında detaylara girdikçe işin karmaşıklığı ortaya çıkıyor. Terörist; Tacik asıllı Özbek vatandaşı. Kılavuzu Iraklı Arap. Evdeki kadınlar Senegalli, Mısırlı, Somalili. Hücre irtibat elemanı Türk. Saldırının kurbanları ise İsrail, Lübnan, Hindistan, Suudi, Tunus, Irak, Kuveyt, Kanada ve Türk. Tam bir sınıflandırma karmaşası.
Tek hedefli, çok dilli, çok kültürlü, çoklu ağlara sahip terör örgütleriyle mücadelede için istihbarat örgütünün/örgütlerinin hızla aradaki açığı kapatması gerekiyor.
Bölgesel gelişmeler, örgütsel veriler, Reina bezeri olayları yaşama ihtimalimizin yüksek olduğu gösteriyor. O halde işlevsel sistemler kurmak, yetenekli genç insanları toplamak ve yetiştirmek bir mecburiyet. Zor olsa da imkânsız değil.