Nuray Mert

Nuray Mert

nuray.mert@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları
Haberin Devamı

Tarih okumamda, BÜ Tarih bölümünde sevgili hocamız Engin Deniz Akarlı’nın büyük rolü vardır. Bölüme ilk girdiğimizde tek soruluk bir sınav yapmıştı; soru şuydu; ‘Neden tarih okumak istiyorsunuz?’. Çok iyi hatırlıyorum, ben de cevaben, ‘tarihsel süreç içinde insanlık, toplumlar ne şekilde değişiyor, değişmeyen şeyler var mı? Sorusuna cevap aradığım için tarih okumak istediğimi yazmıştım’. Yılını tam olarak hatırlamıyorum ama 1980 civarı olmalı.

Cevaplar umut kırıcı oldu
O günden bu yana, hâlâ bu sorunun cevabını arıyorum; bulduğumu düşündüğüm bazı cevaplar oldukça umut kırıcı oldu. Umudumu yitirmemeyi de, siyasal tavrım ve ona destek olan dini inancım çerçevesinde öğrendim; koşullar ne olursa olsun, biz doğru bildiğimiz yolda gitmek ve gereğini yapmakla mükellefiz!
Şu aralar, umut kırıcı sayısız örnekten biri olarak, aklıma gelenlerden biri; Birinci Dünya Savaşı sürecinde Arap vilayetlerinin imparatorluktan kopuş sürecini hızlandıran Cemal ve Enver Paşa’lara zamanında Arap şair, yazar ve ileri gelenlerinin dizdiği övgüler. Arap milliyetçiliği veya kopuş sürecindeki diğer olaylar, elbette bu kısa süreç içinde yaşananlar ile açıklanamaz. Ancak, Osmanlıların (İttihatçılar) Almanya yanında savaşa girip, bunu ‘Cihat’ olarak takdim etmesi ve bundan sonra Arap vilayetlerinde yaşanan trajediyi hepimiz biliyoruz. Fazla hatırlamadığımız, İttihatçı Arapların tutumudur. Sadece İttihatçı Araplar da değil, hatta iyi niyetle sonuna kadar Osmanlılardan kopmak istemediği için onları destekleyenler de değil, o dönemin iktidarı onlar olduğu için o cephede yer alanlar, önde gelen Arap milliyetçilerini darağaçlarında sallandıran Cemal Paşa’ya ve tüm Osmanlı vilayetlerinden gelen fukara gençleri sonu gelmez ihtirasları uğruna cepheden cepheye sürükleyen Enver Paşa’ya övgüler dizen kasideler yazan Arapları hatırlayan var mı? Ama, biz hatırlamasak da, vardılar.

Övgü yarışı, acıklı bir çaba
1916’da, Enver Paşa’nın, Şam’da 4. Ordu komutanı ve genel vali olarak savaş sürecini yöneten Cemal Paşa ile yaptığı Ortadoğu gezisine, o dönem İttihatçılara yakın olan gazeteci Muhammed Kürt Ali de eşlik etmişti. Kürt Ali, bu seyahate ilişkin izlenimlerini ‘Enver Risalesi’ başlıklı bir kitap olarak bastı. Bu kitabın yeni yazı ile basımı son olarak 2007’de ‘Doğu Kütüphanesi’ yayınından çıktı. Açın bakın, sonradan Arapların kâbus olarak hatırladığı Türklerin de pek hatırlamak istemediği o dönemde bazı Araplar, paşalara ne güzellemeler dizmişler.
Enver Paşa’yı Selahaddin Eyyübi’ye benzeten mi ararsınız, Yavuz Sultan Selim’e mi, onunla yetinmeyip Musa peygambere benzeten mi! Övgü yarışı, her zaman acıklı bir çabadır. Bu yarışta ön alma derdine düşen, soytarılığı zorlamak, yaratıcı olmak durumundadır. Trablusşam şairlerinden Şeyh Abdülkerim Uveyda, “Onunla (Enver Paşa) Haşimi Muhammed’in (SAV) aziz ve şerefli kılındı” diye yazar, Lazkiyeli Şeyh Muhammed Bahaddin es-Sufi, “...sen harb sahasında Haşimi Muhammed’in (SAV) amca oğlu Ali gibi parlarsın” der. Şam müftüsü Ebu’l Hayr, yaptığı konuşmada “...şüphesiz Allahü Teala her asrın başında ümmetin dinini kuvvetlendiren ve tecdid (yenileyen) edenler gönderir. Bu çağın müceddidi Enver Paşa’dır” buyurur. Lübnan’ın ileri gelenlerinden Şibli Bey ise, nutkunun sonuna eklediği kasideyi, “İşte burada Cemal’in, orada da Enver’in keskin kılıcı parlıyor Anadolu’da bu iki kılıç şahlanıp yücelmekte, işte bu şahlanan meşhur kılıç şimdi Şam’dadır” diye bitirir.
Beyrut gazetesi El-Belağ, paşaların ziyaretini ‘Bugün Beyrutlular Osmanlı Devleti’nin En büyük Askeri Dehasını Karşılıyor’ manşeti ile veriyor ve yazıyı “Bugün Beyrutlular, burada değerli şahsiyet, kuvvetli irade sahibi, ayaklanmaları bastıran, Suriye’yi ihya eden Cemal Paşa’yı selamlıyor” diye bitiriyordu. İkbalin gazetesi sahibi Abdul Basıt Efendi el-Enesi kısa nutkunda “Suriye diyarını şereflendirmeniz sebebiyle herkes siz Enver’i görme şerefinden havaya uçuyor. Bütün gönüller sizin muhabbetinizle doldu. Liderlerin pek azı bu şekilde insanların gönüllerini sevgiyle doldurmayı ve sevindirmeyi bilirler. Sen bu nadir olanlardansın” diyordu.
Bildiğimiz gibi, tüm bunların yazıldığı tarihten iki sene sonra, savaş bitti ve Şam düştü. Arap isyanını başlatan Şerif Hüseyin’in oğlu Emir Faysal Suriye krallığı hayali kurmaya başladı ve 1920 yılında, geniş bir destek tabanı da oluşturarak Suriye Kralı ilan edildi. Fransızların Suriye’ye girmesi ile krallığı çok kısa sürdü, o başka. Yukarda bahsettiğim kitabın yazarı, İttihatçıların dostu Kürt Ali, sonradan Fransız manda yönetimi altında altı yıl Suriye Milli Eğitim Bakanlığı yaptı. Tüm bunları, ‘bakın siz şu ikiyüzlü Araplara’ edebiyatına katkı yapmak için anlatmıyorum, tam aksine övgülere ve kibre kapılıp toplumsal-tarihsel dinamikleri göz ardı etmenin kaçınılmaz sonuçlarını hatırlatmaya çalışıyorum.
Tabii bir de, her devirde ve her ülkede o anda iktidar olan kim veya kimlerse, onları gerçeklik dünyasından tamamen koparacak bol miktarda (hadi kibar tabirle söyleyelim) ‘destekçi’ bulmakta zorlanmayacağına işaret etmek için söylüyorum. Tarihte değişenler ve değişmeyenler var; bu gerçek değişmiyor ama artık üslup ve biçim değişti, mesela artık kaside yazılmıyor. Ve yine değişmeyen bir şey var; dik duranlar şereflerini korurken, eğilip bükülenler soytarı diye hatırlanmaya mahkûm oluyor.