Samed Karagöz

Samed Karagöz

samedkaragoz@gmail.com

Tüm Yazıları

Ülkemizin önde gelen ressam-larından ve akademisyenlerinden Adnan Çoker geçtiğimiz günlerde vefat etti. 

Türkiye’de soyut sanat denildiğinde akla ilk gelen isimlerdendi. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde yapılan törende ressam Bedri Baykam’ın dediği gibi üç-dört kuşak sanatçıyı derinden etkileyen bir ustaydı. Ortaya koyduğu yaklaşımla geleneğin, geleneksel formların çağdaş resme nasıl aktarılabileceğinin başarılı örneklerini sundu. Osmanlı ve Selçuklu mimarisinden etkilenerek ortaya koyduğu yapıtlar klasikleşti ve rahatlıkla onun evreninin bir parçası olduğunun anlaşılabildiği eşsiz eserler olarak Türkiye sanat tarihinde yer edindi.  

Haberin Devamı

Adnan Çoker’in ardından

Osman Hamdi Bey’den başlayan Türkiye akademisinde Adnan Çoker hocalığıyla önemli bir yer kapladı.  

Yahşi Baraz, Adnan Çoker’i Hürriyet Kitap Sanat ekinde şu sözlerle anıyordu 90. yaş günü için kaleme aldığı yazısında: “Adnan Çoker; Bizans, Selçuklu, Osmanlı mimarî formlarını resimsel konturlara dönüştürerek Türk resim tarihinde benzersiz bir estetik üslup yarattı. Bu stil, taklidi bile yapılamayacak kadar özgün ve güçlüdür. Çoker, Türk plastik sanatlarında bir eşi daha bulunmayan resimsel yapısını kurarak şimdiden anıtlaşmıştır.” 

1927 yılında İstanbul’un en merkezi yerinde Süleymaniye’de dünyaya geldi. 1944-1945 yıllarında Güzel Sanatlar Akademisi’nde Şefik Bursalı’nın talebesi oldu. 1945-1951 yılları arasında tam altı yıl Zeki Kocamemi Atölyesi’nde çalıştı. 1951’de Güzel Sanatlar Akademisi, Yüksek Resim Bölümü’nü bitirip Avrupa konkurunu kazanarak ilk Paris seyahatini gerçekleştirdi. 1960’da Paris’teki eğitimini bitirip Türkiye’ye geri döndü ve Güzel Sanatlar’da Resim Bölümü asistanı oldu. 1963’te Sarkis, Devrim Erbil ve Tülay Tura ile birlikte Mavi Grup’u kurdular.  

1969 yılında Fransa bursuyla ikinci kez gittiği Paris’te “siyah fonlu resimler”e başladı. Bu yaklaşımını sanat üretimi yaptığı tüm dönemlerde sürdürdü.  

1976’da profesör oldu 1977’de İstanbul Resim ve Heykel Müzesi Müdürü olarak göreve başladı ama iki yıl sonra istifa etti. 1983’te bugünkü Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Resim Bölümü Başkanlığı’nı üstlendi, iki yıl sonra bu görevinden de istifa etti.  

Haberin Devamı

Onlarca kişisel sergisi düzenlendi, yapıtları birçok kişisel, özel ve kamu koleksiyonunda yer aldı. Dostluklarıyla olduğu kadar sert üslubuyla ve sözünü sakınmamasıyla da gündeme geldi. Hiçbir zaman göz ardı edilmedi, edilemedi. Türkiye sanat tarihinin müstesna bir üyesiydi. Mekânı cennet olsun. 

Avrupa’da yasaklar

Beş yılda bir kez düzenlenen Documenta’nın 15. edisyonu Yahudi karşıtlığı iddialarıyla epeyce bir süre gündemde kaldı. Tartışmalar ve eleştiriler daha sergileme başlamadan ortaya çıkmıştı “Nasıl olur da İsrail’den sanatçı davet edilmezdi?” Sergileme başlayınca bir eser, sanatçısı öyle olmadığını söylese de, anti-semitik ögeler barındırdığı için kaldırıldı. Documenta yönetiminde ciddi değişiklikler yapıldı, bütçe kısıntısına gidildi vs vs vs. Sanatın ve sanatçının ifade özgürlüğü hiçe sayıldı yani.

Geçtiğimiz günlerde ise Berlin Bienali’nde Amerika’nın, Irak’ı işgalinde kullandığı ve işkencelerle gündeme gelen Ebu Gureyb Cezaevi’ndeki o meşhur fotoğrafların bir kısmının “sanat eseri” olarak sergilenmesi başka bir tartışmayı alevlendirdi. Bienalde yer alan bazı sanatçılar bu fotoğrafların bağlamından kopartılarak sergilenmesi üzerine eserlerini geri çektiler.

Haberin Devamı

Zaten zayıf olan Türkiye sanat yayıncıları, eleştirmenleri bu yaşananları tamamen görmezden geldi. Documenta’daki gibi bir olay Türkiye’de olsa yer yerinden oynar, sanata müdahale tartışmalarından başımızı kaldıramazdık. Ama söz konusu Almanya, Documenta ve Yahudiler olunca nedense görmezden geliniyor.

Bunu aklımızda tutmakta fayda var.