Latin rüzgârı

11.01.2019 Cuma

Bugün bizim karışık ve gergin bölgemizden bir hayli uzaklara, nispeten sakin Latin Amerika’ya uzanacağız.

Brezilya ve Venezuela’daki son siyasi gelişmeler, dünyanın gözlerini o bölgeye çevirtti. Bu gelişmelerin ortaya koyduğu özellikler, herkesi ilgilendiren nitelikler taşıyor...

Brezilya’da seçimler sonucunda, seleflerinden çok farklı görüşlere sahip aşırı sağcı Jair Bolsonaro başkanlık koltuğuna oturdu. Yeni bir başkan, farklı bir rejim... Venezuela’da ise, son seçimleri kazanan Nicolas Maduro, ikinci kez 6 yıllık yeni bir dönem için dün törenle göreve başladı. Aynı solcu lider, aynı rejimin devamı...

Bu ikili olayın dikkat çekici özelliği, bunun Latin Amerika’daki yeni bir trendin işaretini vermesidir.

Sandık yoluyla...

Bu özelliklerden biri, dünyanın birçok yerinde olduğu gibi Güney Amerika’da da aşırı ideolojik ve politik rüzgârların esmesidir. İlginç olan nokta, bir zamanlar darbeler ve askeri rejimleriyle ünlenen bu bölgede şimdi aşırı sağcı ve solcu liderlerin seçim yoluyla iktidara gelmesidir. Diğer bir deyişle, otoriter rejimler sandıktan çıkıyor.

Diğer özelliklerden biri de, yoksulluktan yolsuzluğa kadar bu ülkelerdeki ekonomik ve sosyal sıkıntıların ve çözümsüzlüğün yarattığı öfke ve umutsuzluğun, karizmatik liderlerin işine yaramasıdır. Tabii her ülke de görüldüğü gibi, bu “bütün milletin iradesi” ile gerçekleşen bir sonuç değil: Evet, bu belirli bir çoğunluğun isteği ve desteğiyle oluyor, ama sonuçta toplumda bir kutuplaşma da ortaya çıkıyor...

“Tropik Trump”

Şimdi kısaca şu iki güncel örneğe bakalım.

Latin Amerika’nın en büyük ülkesi Brezilya’da Başkan seçilen Jair  Bolsonaro, asker kökenli  aşırı sağcı bir politikacı, otoriter, milliyetçi, hatta ırkçı görüşleriyle tanınıyor. Ülkedeki  geniş Evanjelist kitlenin desteğine sahip. Brezilyayı daha önce yöneten solcuları tavsiye etmeye ve sosyal düzeni değiştirmeye  niyetli, Trump’ı çok seviyor. Hatta bu yüzden kendisine “Tropik’lerin Trump’ı” diyenler var!

Bu lider ve rejim değişikliğine yol açan sosyopolitik nedenler arasında ülkedeki yüksek suç oranı, yolsuzluklar ve tabii yoksulluk da var. Bolsonaro popülist tutumuyla bu sorunların üstesinden gelebilecek lider imajını yansıttı. Tabii buna inanan geniş bir kitle var. Ama Bolsonaro’nun otoriter davranışlarını demokrasi için bir tehdit olarak görenler de az değil...

Karanlık tablo

Venezuela’ya gelince, efsanevi Hugo Chavez’in ölümünden sonra 2013’te Marksist rejimi devralan Maduro şimdi ikinci bir dönem için gene başkanlık koltuğunda.

Son birkaç yıl, Venezuela tarihinin en sıkıntılı dönemi olarak anılacak. Ülke ekonomisi çökmüş durumda. Yoksulluk, kıtlık ve açlık had safhada. Günde ortalama 500 kişi ülkeden kaçıyor. Nüfusun yüzde 10’u yani 3 milyon insan göç etmiş durumda.

Bu perişanlığın yaşanmasında Venezuela ekonomisinin bağımlı bulunduğu petrol fiyatlarındaki düşüşün ve ABD ambargosunun büyük payı var kuşkusuz. Ama ortaya çıkan tablo, yanlış politikaların izlendiği gerçeğini de açıkça yansıtıyor. Maduro’nun iktidarının devam etmesi ise bu gidişatta bir değişiklik umudu vermiyor...

Yazarın Önceki Yazıları