Sami Kohen

tüm yazıları
Yorum
e-posta gönder

Sığınmacı anlaşması tehlikede

21.03.2017 Salı

Geçtiğimiz cumartesi günü, Türkiye ile AB arasında 18 Mart 2016’da imzalanan sığınmacı anlaşmasının yıldönümüydü. Bu vesileyle Avrupalı liderler bu anlaşma sayesinde başta Suriye olmak üzere Ortadoğu’dan Avrupa’ya kitlesel göç hareketinin epey yavaşladığını belirttiler. Şu sırada Avrupa ülkeleriyle kriz yaşayan Türkiye’nin tepkisi ise farklı oldu: Türk yetkililer hükümetin bu anlaşmayı iptal edebileceği mesajını verdiler...

Aslında bir yıl önce dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu ile başta Şansölye Angela Merkel olmak üzere AB liderleriyle çetin müzakerelerden sonra imzalanan anlaşma, özellikle Ege’den Yunanistan’a ve oradan da Avrupa’ya yüz binlerce kaçak göçmenin akınını frenledi. İki komşu ülkenin NATO’nun da desteğiyle Ege Denizi’nde kurduğu sıkı kontrol daha önce Suriyeli sığınmacıların yaşadığı türden dramları büyük oranda azalttı.

Aksamalar var

Bu anlaşmanın daha çok mülteci akınından korkan Avrupa ülkelerinin işine yaradığı bir gerçek. Ancak Türkiye’nin bu anlaşmayla üstlendiği sorumluluk ve aldığı önlemler, 2015’te görüldüğü gibi, birçok göçmenin hayatlarını daha yolda kaybetmelerini veya perişan duruma düşmelerini önlemiştir.

Türkiye’nin, bu anlaşmayla insancıl bir rol oynarken, AB’den beklediği desteği tam görmediği de başka bir gerçek. Örneğin, kendisine vaat edilen mali yardımın şimdiye kadar az bir kısmı yerine ulaştı. Her kaçak mültecinin Türkiye tarafından “geri kabulü” karşılığında aynı sayıda sığınmacının Avrupa ülkelerine gönderilmesi de fiilen cüzi sayıda gerçekleşti.

Türkiye’yi asıl düş kırıklığına uğratan husus, anlaşmanın öngördüğü vizenin kaldırılması maddesinin hayata geçirilememesidir. Bunun terörle mücadele yasasına bağlanması, Ankara ile AB arasında insan haklarına ilişkin temel görüş farkına takılıp kalmıştır.

Onların günahı ne?

Hükümet yetkilileri özellikle son günlerde Almanya ve diğer bazı Avrupa ülkeleriyle tırmanan gerilim ortamında anlaşmayı iptal etmeyi düşündüklerini açıkladılar. Böyle bir kararın gerçekten alınıp alınmayacağı henüz belli değil. Bunun özellikle bugünlerde Avrupa’ya karşı duyulan öfkenin etkisi altında değerlendirilmemesi gerekir.

Ankara’nın Avrupa’ya karşı “mülteci kozu”nu oynama olanağına sahip olduğu düşünülebilir. Ancak yurtlarından kopan ve Türkiye’nin seve seve kucak açtığı bu zavallı insanların başkalarına karşı bir baskı aracı olarak kullanılması hiç doğru değil. Avrupalılara ders vermek veya onları cezalandırmak için, Türkiye’nin bu mültecilere Avrupa’ya çıkış kapısını gösterip onları tehlikeye atması, şimdiye kadar bu konuda izlediği insancıl politikaya tamamen ters düşer.

Sığınmacıları böyle bir amaçla “kullanmak” yerine, anlaşmanın doğru dürüst uygulanması için AB ile diyaloğu canlı tutmak daha akılcı bir davranış olur.

Yazarın Önceki Yazıları

29.03.2017

“Komşu”da ne değişti?

28.03.2017

“TREXİT” sinyali...

25.03.2017

Avrupa’ya “sürprizler” ne olabilir?

24.03.2017

Bir bu komşu eksikti...

22.03.2017

Üslup meselesi

21.03.2017

Sığınmacı anlaşması tehlikede

17.03.2017

Hollanda’daki seçim sonucu ne ifade ediyor?

15.03.2017

Hollanda için test günü

14.03.2017

Zıtlaşma nereye kadar gidecek?

11.03.2017

Suriye’de askeri tablo değişiyor (2)
daha fazlası...

Günün Yazarları

Melih Aşık

Emsali var mı?
30.03.2017

Tunca Bengin

Suriyelileri siyasete karıştırmanın riski
30.03.2017

Güneri Cıvaoğlu

Sandık loto
30.03.2017

Cemil Ertem

16 Nisan mutabakatı ve reform meselesi
30.03.2017

Çağdaş Ertuna

Bravo Bilge Demirköz!
30.03.2017

Abbas Güçlü

YGS’de başarısız olan adaylar mı yoksa MEB, ÖSYM ve aileler mi?
30.03.2017

Cem Kılıç

Fesih şekli tazminatı belirler
30.03.2017

Sina Koloğlu

AMERİKALILAR ‘KÜRK MANTOLU MADONNA’NIN PEŞİNDE
30.03.2017

Asu Maro

Bu işler parayla
30.03.2017

Hakkı Öcal

Arap Birliği Zirvesi
30.03.2017

Mehmet Tezkan

MESELE KİMİN SEÇİLECEĞİ DEĞİL
30.03.2017

Güngör Uras

Regaip Kandili
30.03.2017

Servet Yıldırım

Bize güçlü bir hikâye lazım
30.03.2017

DÜŞÜNENLERİN DÜŞÜNCESİ

Türkiye’de din görevlileri ve kitap
30.03.2017