Serpil Çevikcan

Serpil Çevikcan

scevikcan@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları
Haberin Devamı

Ortadoğu, tarihsel kimliğine uygun biçimde, yine büyük bir krizin içerisinde.
Körfez ülkelerinin Katar’a yönelik hamleleri Türkiye’yi de yakından ilgilendiriyor.
Dün partilerin grup toplantıları nedeniyle hareketli bir gün geçiren Meclis’in gündeminde de Katar vardı.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisine, “Yeni bir sıcak temas ve çatışma atmosferinin doğduğunu söylemek temelsiz bir yorum olmayacaktır” sözleriyle yaşanabilecekler konusunda uyarıda bulundu.
Başbakan Binali Yıldırım da şunları söyledi:
“Bu gelişmeyi Türkiye olarak üzüntüyle karşılıyoruz. Devletler arası ilişkiler asılsız haberler yüzünden yara almamalıdır.”
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ise hükümeti eleştirerek, “Katar, İhvan’a desteğini kesmelidir. İhvan’ı destekleyecek siyasetten AKP uzak durmalıdır. Başta AKP’nin genel başkanı Müslüman Kardeşler’i destekliyor, desteğini çekmelidir. Türkiye; Suudi Arabistan ile Katar arasında taraf olmamalıdır” dedi.
Kulislerde ise Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın önceki gün başlattığı diplomasi ve diyalog hamlesinin sonuç verip vermeyeceği, nasıl bir sonuç verebileceği konuşuluyordu.
Katar’ın tercihleri
ABD’nin de destek verdiği, Suudi Arabistan öncülüğündeki Arap ülkelerinin Katar’a yönelik yaptırımlarının birden çok gerekçesi var.
Katar, sadece muazzam doğal kaynakları ve zengin nüfusuyla değil, Körfez ülkeleriyle kimi zaman ayrışan dış politikası, geliştirdiği ideolojik yaklaşımlarla da farklı bir ülke.
Arap Baharı’na destek veren, bu hareketin içinde bulunanlara kapılarını açan, Müslüman Kardeşler’i ve Hamas’ı destekleyen bir politikası var.
Suudi Arabistan’la 2014’te de karşı karşıya geldi.
Suudi Arabistan Mısır’da Sisi’yi desteklerken, Katar, Mursi’nin yanındaydı.
Suriye’de rejime karşı çıkan muhalefete büyük destek verirken, rejim yanlısı İran’la uyarılara rağmen ilişkilerini bir seviyede tuttu.
Gelinen noktada Katar diplomasiyle sorunları çözebilir mi, Arap ülkeleri geri adım atar mı, diyalogla sorunlar çözülebilir mi, göreceğiz.
Hem Katar’a hem de Suudi Arabistan başta olmak üzere bölge ülkelerine hep yakın duran, bu ülkelerle tarihsel yakınlığı bulunan, son dönemde hem Katar hem Suudi Arabistan’la ortak projeler geliştiren Türkiye, doğal olarak krizin diyalogla sonlandırılması taraftarı.
Türkiye için Katar özel bir ülke.
Suudi Arabistan’la ilişkiler ise özellikle bölgesel politikalar bağlamında hayati.
Bu nedenle Türkiye, arabuluculuk işlevini, taraf tutan bir pozisyona düşmeden yapmak zorunda.
Eker: Deliller önemli
Katar odaklı tartışmaları ve Türkiye’nin meseleye bakışını dün Meclis’te Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Dış İlişkiler Başkanı Mehdi Eker’le konuşma olanağı buldum.
Eker, sözlerine tarihsel perspektifle başladı:
“Ortadoğu’da harita değişikliği gündemde. Son yüzyılda iki dünya savaşı oldu. Biri Batı’nın kendi içinde yaptığı bir savaş, 2. Dünya Savaşı. AB projesiyle bu savaş bitti. 1. Dünya Savaşı henüz bitmedi. Ortadoğu üzerinde dönen hesaplar, dolaplar 1. Dünya Savaşı’nın bakiyesi, komplikasyonları. Son krizi de ne Suriye’de ne Filistin’de ne de Irak’taki gelişmelerden bağımsız düşünemeyiz. Karara katılan ülkelerin ne kadarı bu reaksiyonlarını kendi özgür iradeleriyle gösteriyorlar. Ak Parti olarak, burada çıkarılacak olan yangınların daha büyük sorunları üretecek krizlere yol açacağını biliyoruz. Onun için de bütün yönetimlerin olabildiğince uzun vadeli bir bakış açısıyla, olabildiğince itidalli yaklaşmalarını istiyoruz, bunun için çalışıyoruz. Tüm diplomatik kanalları, ilişkileri hepsini kullanmayı esas alıyoruz.”
Eker, Katar’la ilgili karara teröre destek vermesinin gerekçe gösterilmesi konusunda ise, “Deliller önemli. Terörün tanımıyla da ilgili. Elde hangi deliller var bilmiyoruz” yorumunu yaptı.
Türkiye’nin, bölge ülkeleri arasında ihtilaf yaşanmasını asla istemediğinin altını çizdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın krizin ileri bir boyuta taşınmaması için çaba sarf ettiğini anlattı.
‘Netice alırız diye umut ediyoruz’
Eker, Katar’la ilgili hamlenin durup dururken yapılmadığının altını çizerek, şunları kaydetti:
“Kendi özgür iradeleriyle mi davranıyorlar diye sorarken daha üstte bir akla işaret ediyorum. Çünkü zamanlama dikkat çekici. Eğer gerekçeler ortaya konulduğu gibiyse, neden bu karar bugün birden ortaya çıktı? DAEŞ terör örgütü ve bundan en çok zarar gören ülke de Türkiye. Ama Ortadoğu’da DAEŞ’le mücadele edeceğiz diye PKK’nın şubesi bir başka terör örgütü silahlandırılıyor. Katar’ın DAEŞ’e ya da Nusra’ya desteği konusunda ellerinde ne var bilmiyoruz. Bunu o ülkeler kendi aralarında oturup konuşmalı. Bunun için uygun birçok platform var. Türkiye arabuluculuk anlamında elinden geleni yapacak. Netice alırız diye umut ediyoruz. Beyhude bir çaba olarak tanımlamak doğru değil.”
Eken’in bir eleştirisi de, “Türkiye, Batı’dan sonra İslam dünyasını da karşısına aldı” diyen CHP lideri Kılıçdaroğlu’naydı:
Eker, “Sayın Kılıçdaroğlu’nun tarih ve sosyoloji okuması lazım. Suriye meselesi, Irak meselesi Türkiye’nin çıkardığı meseleler değil. Senin dışında birileri orada yangın çıkarıyor. Saddam’ı, Esed’i Türkiye mi çıkardı? Gelinen nokta bizim dış politikamızın yanlışlığından gelinmiş bir nokta değil. İslam dünyasını niye karşımıza alalım? Kılıçdaroğlu, Suriye ve Irak’ta yeni bir harita üzerinde çalışıldığını hâlâ görmüyor mu? Türkiye kendi güvenliğini korumak zorunda” dedi.