Serpil Çevikcan

tüm yazıları
Satır Arası
e-posta gönder

Yenikapı’nın yıldönümü yaklaşırken

17.07.2017 Pazartesi

17-25 Aralık süreci, 15 Temmuz darbe girişiminin işaret fişeğiydi.

O süreç, önemli siyasi aktörler ve geniş kitleler açısından sadece cemaat-hükümet kavgası olarak algılandı.

Bu nedenle, 15 Temmuz 2016’ya kadar geçen sürede, Fetullahçı örgütle mücadele hem kimi noktalarda akim kaldı hem de bu örgüte yönelik toplumsal duyarlılık en üst seviyeye çıkarılamadı.

Bu nedenledir ki 15 Temmuz kimileri için asla öngörülemeyen, apansız bir darbeydi, kimileri içinse sürpriz değildi.

Ardından 15 Temmuz darbe girişimi yaşandı. Akla hayale gelmeyen tarzda bir kalkışmayla karşılaşan devlet aygıtı ve halk büyük bir travma yaşadı.

Son bir yıldır, bu şok dalgası atlatılmaya çalışılıyor.

15 Temmuz darbe girişiminin panzehiri, 7 Ağustos’taki Yenikapı buluşmasıydı.

HDP eksiğiyle de olsa bütün siyasileri milyonlarca vatandaşın karşısında bir araya getiren Yenikapı buluşmasının ivedilikle üretmesi gereken dört dinamik vardı.

Bir, darbecilerle ve arkasındaki güçlerle hukuki zeminde mücadele. İki, Türkiye’nin süratle normalleşmesi. Üç, siyaset başta olmak üzere ayrışma, kutuplaşma ve gerilimi azaltma. Dört, bu badirenin verdiği fırsatla demokratikleşme yolunda epeydir ötelenen reformist adımları bir an önce atma.

Yenikapı’yla yenilenen siyaset, bu olanağı gerektiği gibi kullanamadı.

O gün oluşan “Yenikapı ruhundan” şimdi geldiğimiz nokta, önceki gün Meclis Genel Kurul kürsüsünden ifade edilen, “kontrollü ruhlarla bir aradasınız” cümlesidir.

Yenikapı ruhu yaşatılamadıysa, bunun sorumluluğunu sadece iktidara atmak adil olmaz.

Zira, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun FETÖ ve 15 Temmuz kalkışması başlığının altını daha çok “kontrollü darbe” alt başlığıyla doldurma tercihi, makasın açılmasındaki nedenlerden biri.

Makasın bir ucunda bu görüş var. Diğer ucunda da muhalefetin iktidarın 15 Temmuz’u antidemokratik bir ortam yaratmak için fırsata dönüştürdüğü tezi.

Bu makas kolay kapanacağa benzemiyor. Öyle ki tarihi bir 24 saat yaşadığımız 15 Temmuz’un yıldönümünü anma etkinliklerinde başta Gazi Meclis olmak üzere programlarda yapılan konuşmalarda siyasiler arasında ortak mücadele hattından çok, bu görüş ayrılıkları vardı.

Bütün mesele, ortaklaşılabilecek noktalar üzerinden yürüme cesaretini gösterebilmekte.

Örneğin, Meclis Özel Oturumu’nda Başbakan Binali Yıldırım’ın, “Unutulmasın ki Türkiye, her inançtan, her mezhepten, her kültürden oluşan bir devlettir. Gelecek nesillere, ekonomisiyle, özgürlük ve demokrasisiyle, dev hizmet ve eserleriyle büyüyen bir Türkiye’yi bırakmamıza hiçbir güç mani olamayacaktır” ifadesine kim itiraz edebilir?

Ya da aynı oturumda 15 Temmuz darbe girişimini sorgularken; cezalandırmayı hukuk içinde yapma, güçlü bir demokrasiyi hedefleme, normalleşme ve darbenin siyasi ayağının ortaya çıkarılması kriterlerini ortaya koyan CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu sözlerine kim “hayır” diyebilir.

Aslında işin özeti, MHP lideri Devlet Bahçeli’nin, “Düşman bellidir. Kanlı teröristler belirgindir. Açtıkları nifak çukuru, kazdıkları fitne kuyusu gözler önündedir.

O halde 15 Temmuz FETÖ darbe kalkışması üzerinde niçin hemfikir olamıyoruz? Neden hep birlikle zalimlere karşı gelemiyoruz? Nedir bizleri ayrı düşüren?” sözlerinde.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 15 Temmuz’u, 16 Temmuz’a bağlayan gece TBMM avlusundan yaptığı konuşmada, şöyle dedi:

“15 Temmuz darbe girişimi, bize pek çok şeyle birlikte dostumuzun, düşmanımızın kimler olduğunu da bir kez daha gösterdi. 15 Temmuz darbe girişimi göstermiştir ki devlet olarak da millet olarak da güçlü olmak zorundayız. Eğer güçlü değilsek, bize bir tek gün yaşama hakkı vermeyecek o kadar düşman pusuda bekliyor ki, isimlerini tek tek saymaya kalksak, çok ciddi uluslararası krizle karşılaşırız.”

Bütün siyasilerin kaçınılmaz tek gerçek olarak vurguladıkları birlik, beraberlik, toplumsal uzlaşma bir daha 15 Temmuz’larla karşılaşmamak için en sağlam yol.

FETÖ ne yaptı; 50 yıldır devletin bütün kılcal damarlarına sızdı ve sonunda tarihte benzeri görülmemiş bir darbe girişimine imza attı.

Başarısız olduysa, bu, tankı, tüfeği, topu az olduğu ya da daha çok askeri sahaya süremediği için değil.

Başarısızlığının temel nedeni, demokrasiye ve meşru hükümete kalkışırken, toplumsal desteğin önemini yabana atmasıdır.

Türkiye halkı, 15 Temmuz’u anma etkinliklerinde büyük dayanışmayı tekrar gösterdi.

Halkın beklentilerini karşılamak da siyasilere düşüyor.

  

Yazarın Önceki Yazıları

29.07.2017

Siyasetin dili

26.07.2017

Erdoğan’dan net mesajlar

22.07.2017

Almanya krizi

20.07.2017

Yeni kabine tablosu ne diyor?

19.07.2017

'Beni böyle susturamazlar'

19.07.2017

FETÖ’den tek tip kıyafete, kritik toplantılarda konuşulanlar

17.07.2017

Yenikapı’nın yıldönümü yaklaşırken

15.07.2017

Müttefiklerimiz için utanç sayıları

13.07.2017

Tankları durduranlar ve Erdoğan’ın söylemi

12.07.2017

‘Sorumluluğumuz büyük, hata yapmamalıyız’
daha fazlası...

Günün Yazarları

Güneri Cıvaoğlu

İncir ve asma altında (2)
29.07.2017

Serpil Çevikcan

Siyasetin dili
29.07.2017

Çağdaş Ertuna

DICAPRIO, MADONNA VE DİLARA...
29.07.2017

Abbas Güçlü

Yeter artık! İstanbul’a kıymayın efendiler!
29.07.2017

Songül Hatısaru

Doğuş’un ‘Doku’su ‘Kadıneli’nden tuttu
29.07.2017

Abdullah Karakuş

Katar izlenimleri
29.07.2017

Prof. Dr. Metin TAŞ

Türkiye’de nasıl bir vergi düzenlemesi yapmalı?
29.07.2017

Mehmet Tez

Türkiye’ye plak fabrikası lazım
29.07.2017

Prof. Dr. Erol Ulusoy

51 yıllık dava olur mu?
29.07.2017