Servet Yıldırım

Servet Yıldırım

servet.yildirim@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları

Yılın ilk 9 ayı geride kaldı. Bir değerlendirme yapmak gerekirse, en fazla yeri hazine kefaletli Kredi Garanti Fonu (KGF) sistemine ayırmak gerekir. KGF bu yıla damgasını vurdu. İSO Başkanı Erdal Bahçıvan’ın tanımlamasıyla “2017’nin muhteşem bir inovasyonu”ydu. Ekonomide finansmana erişimin sorun olduğu bir dönemde ciddi bir teminat kaldıracı görevi gördü bu yılın büyümesine 1.5-2 puan katkı yaptı. Ekonominin ciddi bir durgunluğa girdiği dönemde kritik bir müdahaleydi. Finansbank Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Aras’ın benzetmesiyle “ilaç” gibi geldi. “Ama bu ilaç bir kortizon. Aldın mı iyi hissedersin ama iyileştirici değildir.”

Haberin Devamı

KGF politika yapıcılara soluk aldırdı, kalıcı düzelmeyi sağlayacak önlem alma fırsatı sağladı. Önlem alınmazsa Türkiye, firmaların teminat sorununu aşmak, KOBİ’lerin finansmana erişimini kolaylaştırmak ve 2018-20 için belirlenen yüzde 5.5’lik iddialı yıllık büyüme hedefine ulaşmak için şapkadan yeni tavşanlar çıkarmak zorunda kalabilir.

KGF’nin yarattığı yüksek büyüme ivmesi yavaş yavaş hız keserken buradan Hazine’ye gelecek yük ve sorunlu kredilere etkisi tartışılıyor. Tam resmi ve sistemin performansını kredi geri ödemeleri yıl sonunda başladığı zaman görmeye başlayacağız.

Çanlar kimin için...

Denetim ve danışmanlık hizmeti şirketi KPMG geçenlerde bir not yayımladı. Başlığı “Çanlar sorunlu krediler için çalıyor”du. Notta Türkiye ortağı Onur Küçük diyor ki:

“Ekonomiye yön veren etkenler de göz önüne alındığında, mevcut tabloya rağmen sorunlu krediler risk içeren bir başlık olarak önümüzde duruyor. Finansal geri dönüşüm çözümlerini konuşmak ve bir an önce uygulamaya geçmek gerekiyor.”

Türkiye’de halen yüzde 3.2 olan sorunlu kredi oranı birçok ülkeden daha iyi seviyede. Mesela Euro Bölgesi ortalaması yüzde 5’in biraz üzerinde. Bu açıdan bakınca bizim bankalarımızın onlarınkine göre riski daha iyi yönettiklerini söyleyebiliriz.

KPMG’nin uyarısında KGF kredilerinin etkisine dikkat çekiliyor. “İlk başta olumlu görünen tabloya rağmen bir de buzdağının görünmeyen kısmı var. Sorunlu kredilerde Haziran 2017’de yüzde 5’lik bir artışa rağmen, toplam kredilere oranının az da olsa düştüğünü görüyoruz. Bu durum, KGF’nin bankalar tarafından sorunlu kredileri perdelemek için kullanılıp kullanılmadığı sorusunu gündeme getiriyor” deniliyor.

Haberin Devamı

Peki, neler olabilir? KGF riskinin tamamı Hazine’de değil. Risk paylaşım esasına göre bir bankanın verdiği kredilerin tamamı batsa da KGF en fazla yüzde 7’sini karşılayacak. Buradan devlete gelebilecek yük 17.5 milyar lira. En kötü senaryoda geri kalan risk ise bankalara ait. Bankacılık sisteminin geçmişteki kredi performansına bakıldığında durum o kadar korkutucu değil.

“En kötü ekonomik koşullarda bile takipteki kredi yüzde 6’yı geçmemişti. Dengeleri sarsacak bir olumsuzluk olmaz” deniliyor.

Enflasyonda yeni bir şey yok

Eylülde aylık enflasyon yüzde 0.65 ile beklentinin biraz altında ama geçen yılın oldukça üzerinde geldi. Bu düzeyde bir aylık artış ise enflasyonu yüzde 11.20’ye taşıdı. Bekleniyordu, sürpriz olmadı. Her şeyin beklendiği gibi olması, yani aylık enflasyonun piyasa beklentisinin altında çıkması, yıllık enflasyonun beklendiği gibi 11’i aşması sorun olmadığını göstermiyor. Aksine, var olan sorunun aldığı şekil itibarıyla çözümünün kolay ve sancısız olmayacağını gösteriyor. Para politikasının etkisinin en iyi görülebileceği çekirdek enflasyon yıllık yüzde 11’e yükseldi. Türkiye neredeyse 14 yıldır bu kadar yüksek bir çekirdek enflasyon görmemişti. Bu demektir ki ocak ayından bu yana para politikasında yapılan sıkılaştırma ve faizlerde yükseliş henüz işe yaramamış. Mali teşviklerin etkisiyle talebin de canlandığı ve TL’de sert bir toparlanma beklenmediği dikkate alındığında enflasyonun önümüzdeki aylarda da inatçılığını koruması beklenmeli. Yani faizler önümüzdeki aylarda da yüksek kalmaya devam edecek gibi görünüyor.

Haberin Devamı

MTV’de geri adım

İlk dokuz aya KGF damga vurdu

Motorlu taşıtlar vergisi en sağlam vergi kaynaklarından biridir. Tahsilatında ve tahakkukunda pek sıkıntı olmaz. 2017 bütçe tasarısında bu kalemden 11.4 milyar liralık bir gelir öngörülüyordu. Eğer geçen hafta açıklandığı gibi MTV’ye yüzde 40’lık artış yapılsaydı kaba bir hesapla bu 2018 için 4.56 milyar liralık daha fazla vergi geliri sağlanacaktı.

Ancak hükümet geri adım atacak ve oranı “daha makul” bir seviyeye çekecek. Piyasa beklentisi yüzde 20 dolayında bir oran. Bu da Maliye için kabaca 2.28 milyar liralık bir gelir kaybı demek. Oysa Orta Vadeli Program yüzde 40’lık artışı içeren bir bütçe taslağına göre hazırlanmıştı.

Nasıl telafi edilecek?

Bu durumda vazgeçilen 2.28 milyarın nasıl telafi edileceği sorusu akla geliyor. Eğer makro ekonomik ve mali hedeflerde revizyon yapılmayacaksa ve aynı bütçe dengesi tutturulmak isteniyorsa, başka kalemlerden bu miktarda bir gelir artışı ya da harcama kesintisi yapılması gerekmez mi?

Bu noktada çeşitli alternatifler de yok değil.

Hazine eski müsteşar yardımcısı Hakan Özyıldız blogunda ilginç bir noktaya işaret ediyor. Diyor ki, “Hazine, ağustos sonu itibarıyla 30.5 milyar liralık nakit bütçe açığı varken 53.4 milyar lira net borçlanmış. Bu paranın büyük bir bölümünü Merkez Bankası’nda mevduat olarak tutuyor. Öyle ki eylül sonu itibarıyla TCMB hesaplarında 40 milyar liradan fazla parası var. Şimdi soralım. Bu kadar büyük rezerve neden gerek duyuluyor? Bunca parası olan devlet, neden 37 milyar lira ek borçlanma limitine ve yeni vergilere ihtiyaç duyuyor?”

Kaynak yaratma

TCMB analitik bilançosuna göre 3 Ekim tarihi itibarıyla Merkez Bankası’nda tutulan kamu mevduatı 45.75 milyar liraydı. Oysa yıl başında bu rakam 14.3 milyar liraydı. Yani kamu yıl başına göre 31 milyar lira daha fazla parayı mevduat olarak tutuyor. Bu arada 30 milyar liralık nakit bütçe açığının olduğu bir dönemde yasal limitleri aşma pahasına açığından 23 milyar daha fazla borçlanmış. Teknik bir konu olabilir ama açıklama ihtiyacı olan bir durum bu.

Özyıldız, “Biraz bu paradan kullanılsa, biraz KDV ve para cezalarından tahsilat yapılsa biraz da rant vergisinden gelir sağlansa daha doğru olmaz mıydı?” diyerek MTV’de yüksek artışa gidilmeden de aynı kaynağın yaratılabileceğini anlatıyor.