Servet Yıldırım

Servet Yıldırım

servet.yildirim@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları

Türkiye’nin büyümesi ile cari açığı arasında çok güçlü bir ilişki var. Bir akış diyagramı yapılacaksa ilk sıraya sürecin finansmanı konulmalı. İçerideki tasarruflar yetmiyorsa bu finansmanı dışarıdan bulacaksınız. Sonra o finansmanla dış alımınızı yani ithalatı yapacaksanız. Ardından, ithal ettiğiniz girdileri kullanarak üretecek, yani büyüyeceksiniz. Bu esnada ürettiğinizin bir bölümünü ihraç edeceksiniz, yani döviz geliri yaratacaksınız.

Finanse edebiliyoruz

Bu sürecin sonunda ise cari dengeniz ortaya çıkacak. Bu akış aynı zamanda “Belki yüksek cari açık veriyoruz ama bunu finanse edebiliyoruz” söyleminin de çok fazla anlam taşımadığını gösteriyor. Çünkü finanse edilemeyen bir cari açığın verilmesi söz konusu değil.

Haberin Devamı

Türkiye ortalama her yıl yüzde 5 dolayında büyümek istiyor. Aslında gelişmiş ülkelerle arasındaki gelişmişlik farkını kapatması ve her yıl çalışma yaşamına katılan 1 milyonun üzerindeki vatandaşına iş yaratması için bunun altına da inmemesi gerekiyor. Öte yandan üretmek için ihtiyaç duyduğu birçok girdiyi içeride üretemediği için ithal etmek zorunda. Yurtiçindeki kendi tasarrufları ise bu boyutta bir büyümeyi finanse edecek kapasitede değil. Böyle olunca, mevcut ekonomik yapıda büyüyebilmek için dışarıdan borçlanmak zorunda olan bir ülke. Buradan birkaç sonuç çıkarılabilir:

Ne kadar cari açık o kadar büyüme

1. Türkiye daha yüksek büyüme oranına erişmek için daha yüksek düzeyde cari açık vermek zorunda. Yani büyüme arttıkça cari işlemler açığı da artıyor. 2016’da yüzde 3.2 büyüyen Türkiye, geçen yıl ise yüzde 7’ye yakın büyüdü. Bunun karşılığında bir önceki yıl 32.6 milyar dolar olan cari işlemler açığının muhtemelen 10-12 milyar dolar daha üzerinde bir açık verecek. Kısacası, “Ne kadar cari açık o kadar büyüme” diye özetlenebilecek bir büyüme modeli izliyor.

Sıcak para ile...

2. Türkiye her geçen yıl daha az miktarda doğrudan yabancı sermaye yatırımı çekebiliyor. 2000’lerin ortasında Avrupa Birliği rüzgârıyla yılda 20 milyar doların üzerinde yatırım çekebilirken şimdi bu rakam tek hanelerde dolaşıyor. Bu durumda cari açığın finansmanı için daha kalıcı olan doğrudan yatırımlar yerine kısa vadeli olan portföy yatırımlarına başvuruluyor. Cari açık finansmanının yüzde 60’ı sıcak para olarak da görülen portföy yatırımlarıyla yapılıyor.

Haberin Devamı

3. Kısa vadeli borçlanmaya olan bu bağımlılık nedeniyle Türkiye’nin verebileceği cari açığın miktarını çok büyük ölçüde küresel piyasa koşulları belirliyor. Küresel koşullar borçlanmaya uygunsa ve ülke de bu sermayeyi çekebilecek boyutta getiri sunabiliyorsa daha fazla açık vererek daha yüksek büyüme imkânına sahip oluyor. Nitekim 2017, önceki yıla göre gelişmekte olan piyasa ekonomilerine fonların aktığı bir yıldı. Dünyanın en yüksek faizini veren birkaç ekonomiden biri olan Türkiye bu bolluktan payını aldı.

4. Yıl bitti ama rakamlar henüz açıklanmadı. Muhtemeldir ki 2017 sonu itibarıyla bizim ödemeler dengemiz gayri safi yurt içi hasılanın yüzde 5’inden fazla bir açık vermiş olacak. Detaylara bakarsak, açığın önemli bir kısmının dış ticaret dengesizliğinden geldiğini görürüz.

Haberin Devamı

Burada önemli bir dengesizlik kaynağı enerji ve altın ithalatıdır. Bu iki kalemi hariç tutarsak topu topu birkaç milyar dolarlık cari açık veren bir ülke oluruz. Gördüğüm kadarıyla, bazı ekonomistler ve kamu yetkilileri arasında ödemeler dengesine bu şekilde bakma eğilimi var ancak bana göre çok anlamlı bir bakış değil. Çünkü net enerji ithalatçısı konumunda olan Türkiye büyüyebilmek için enerji ithal etmek zorunda olan bir ülke.

Enerjinin önemi

Eğer enerji ithal edemezse büyüme de olmaz. Dolayısıyla enerji verimliliği alanında çok büyük bir teknolojik sıçrama yapmadıkça veya topraklarımızda ya da denizlerimizde zengin petrol ve gaz yatakları bulmadıkça enerji dahil rakamları dikkate almak zorundayız.

Maliye frene basmış ama Hazine hızını alamamış!..

2017 başında 46.9 milyar lirada tutulması hedeflenen bütçe açığı yıl sonunda 47.4 milyar lira olarak gerçekleşti. Teşviklerin ve desteklerin yoğun şekilde devreye sokulduğu bir yıl için 500 milyon lira hedeften çok önemli bir sapma değil. Hükümet geçen yıl planladığından 32.5 milyar daha fazla harcamış. Fakat toplanan gelirler de hedefin 32 milyar üzerinde gerçekleşince bütçe açığına kayda değer bir etkisi olmamış. Genel tabloya bakınca yıl başında gevşeyen mali disipline yılın ikinci yarısında dönüldüğünü görüyoruz. Fakat tabloya Hazine’yi de kattığımızda farklı bir görüntü ortaya çıkıyor.

Toplam 47.4 milyar liralık bütçe açığına rağmen Hazine’nin nakit açığı 60 milyar lirayı aşmış. Aşması normaldir çünkü bütçede gelirler tahsilat edildikçe, giderleri ise tahakkuk edildikçe hesaplara giriyor. Tahakkuk ettiği halde ödenmeyen harcamalar emanete alınırken, tahakkuk etmediği halde ödenenler ise avans hesabında tutuluyor.

Hazine borçlandı

Bunların netinin bütçe açığına eklenmesiyle Hazine’nin nakit dengesi rakamı ortaya çıkıyor. Hazine’nin ödemesi gereken tutar budur. Geçen yıl Hazine 60.4 milyar liralık nakit açığını finanse edecek boyutta finansman bulmak yerine kasım sonu itibarıyla bunun 22 milyar lira daha fazlası bir parayı borçlanarak piyasadan çekti.

Sonuçta piyasayı sıkıştırdı ve ekonomideki faizlerin yüksek seyretmesinin ardındaki nedenlerden biri oldu. Hazine bu parayı iç borçlanma yoluyla çekmeseydi, fon havuzu o tutarda büyüyecek, finans sistemi bunu kredi olarak kullandıracak ve kredi faizleri daha düşük bir seviyede gerçekleşebilecekti.

Peki KDV alacakları mı?

Hazine’den şu ana kadar nakit açığından çok daha fazla borçlanma yapmasını aydınlatacak bir açıklama gelmedi. Bir görüş Hazine’nin piyasa koşullarının daha da bozulacak olması olasılığına karşı hazırlık yaptığı şeklinde. Ama borç yönetimi işini çok iyi bilen Hazine’nin bugüne kadarki uygulamalarına bakınca bu görüş bana çok inandırıcı gelmiyor. Eğer bir ödemeyi finanse etmek zorunda kalmasa Hazine piyasayı bu kadar sıkıştırmazdı. Muhtemeldir ki hükümetin KOBİ’lere olan KDV iadesi borçlarının ödemeye başlamasının yarattığı bir borçlanma ihtiyacından olabilir.

Maliye Bakanı Naci Ağbal geçen yıl, devletin geçmiş yıllardan biriken KDV borcunun 140 milyar liraya ulaştığını anlatmıştı. Bu tutarın 70-80 milyarı kamu dışı işletmelerin KDV alacaklarından oluşuyor.

Kaynak bulma görevi

Mükellefler indirimli orana tabi mal ve hizmet teslimleri nedeniyle yüklendikleri KDV’lerini yıl içinde mahsuben iade alabilirken, nakit ödeme için ertesi yılı beklemek zorundaydı. 2017’de biriken KDV borçlarının aynı yıl içinde ödenmeye başlanmasıyla finansman ihtiyacı hisseden işletmelere, özellikle KGF kredi geri ödemelerinin de başladığı bir dönemde finansman imkân sağlanması amaçlanmıştı.

Bu ödeme için kaynak bulmak yine Hazine’ye kaldı. Bunun geçici olup olmadığına bakmalı. Bu ödemeler nedeniyle Hazine itfalarının çok üzerinde borçlanmaya devam edecekse, ekonomideki faizlerin aşağı gelmesi çok kolay olmayabilir.