Songül Hatısaru

Songül Hatısaru

songul.hatisaru@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları

Karlı, soğuk bir Ankara günü. Havanın soğukluğu Ankaralılar için sıradan. Ancak Ulus’ta İkinci Meclis Binası’nın tam karşısında yer Ankara Palas’ta sıra dışı bir kalabalık var. Yazar Alev Alatlı’nın konuşmacısı olduğu ‘Ankara Palas Buluşmaları’na ilgi büyük. Ankara Palas, 1930’larda siyasetçiler, gazeteciler, akademisyenler, sanatçıların buluşma mekanı idi. Alatlı’nın konferansı da başkentin entelektüel kesiminin sorularıyla gecenin ilerleyen saatlerine kadar sürdü. Tuğba Arslan Başara –Okan Başara çiftinin organize ettiği, ‘Ankara Palas Buluşmaları’ her ay kendi alanında uzmanlaşmış, tanınan isimleri Başkent’e davet ediyor. Tuğba Arslan Başara, sanat, bilim, teknoloji gibi birçok başlıkta her geçen gün yaşanan gelişmelerin bire bir aktarılması ihtiyacını doğurduğuna inanıyor. Bu amaç doğrultusunda gerçekleştirdikleri buluşmaları, dinleyen ve dinlenen arasında bu coğrafyanın ezeli dokusunda mevcut hikmet alış verişinin sağlanmasına aracılık ediyor. Buluşmaların bu ayki konuşmacısı Alev Alatlı sorularımızı yanıtladı.

Haberin Devamı

‘Türkiye’nin politika değişikliği yok’


Strateji, politika, taktik

- Suriye için İran, Rusya ve Türkiye arasında imzalanan anlaşmayı değerlendirir misiniz? Türkiye ne kazandı, ne kaybetti size göre? Bu bir politika değişikliği anlamına mı geliyor?

İzin verirseniz, sorunuzu cevaplamaya sondan başlayayım. Her şeyden önce 21 Aralık anlaşmasını, kazanmak-kaybetmek bağlamında değerlendirmenin anlamlı olmadığını düşünüyorum. Anlamlı değil, çünkü Suriye’de yaşanan bir olgu, bir oldu-bitti değil, yönetilmeye çalışılan bir süreçtir. Süreç dediğinizde birbirine karıştırılmaması gereken üç kavram ortaya çıkar: strateji, politika ve taktik. Strateji, arzulanan hedefe kavuşmak için yapılan kapsamlı bir hareket plânıdır; politika, benimsenen stratejiyi oluşturan temel düşünsel ilke. Bu bağlamda, strateji dediğiniz esnek, politika dediğiniz ise en azından kısa ve orta vadede değişmezdir. Taktiğe gelince, genel strateji doğrultusunda düzenlenen operasyonlar, görev tanımları, hareket tarzları gibi, bugünden yarına değişebilen etkinliklerden oluşur. Suriye meselesi bağlamında Türk politikası, Güneyine yayılmış duran bir sınır komşusunun İran örneği teolojik bir yapıya dönüşmemesi, demokratik ve seküler bir devlet olarak parçalanmadan kalması, ülkelerini oluşturan çok sayıda etnik ve dini gruba rağmen birlik ve toprak bütünlüklerini idame ettirmeleri ise ki, ben öyle anlıyorum, söz konusu anlaşma, o masada kimlerle oturulmuş olunursa olunsun, politika değişikliği anlamına gelmez.

Haberin Devamı

- Strateji değişikliğini değerlendirmenizi istesem...

Evet ancak, strateji değişikliğinden bahsedilebilir. Yapılan iş, arzulanan sonuca bu defa ABD-İran değil de, Rusya-İran üzerinden, Esad’lı veya Esad’sız ulaşılma çabasıdır.

Ha, sonuç alınamazsa ne olur? Stratejide tadilat yapılır, yeni taktikler geliştirilir, bir daha, bir daha denenir. Her hâlükârda, dinamik bir süreç yaşanıyor. Böylesi süreçlerde kazanmak-kaybetmekten değil de, olumlu-olumsuz gelişmelerden, aksiliklerden, fırsatlardan söz etmek doğru olur.

Onurlu çıkış yolu

Haberin Devamı

- Rus büyükelçi suikastı olmasaydı Türkiye bu mutabakata, aynen bu içerikle yine de varır mıydı Hocam?

Toprağı bol olsun, Karlov’un müessif vefatının politika değişikliğine neden olmadığı ortada. Strateji değişikliği getirmiş midir? Sekiz maddelik metni okuduğunuzda Türkiye’nin önceki tutumunu yadsıyan bir mutabakat da görülmüyor. Ola ki, bu anlaşma Türkiye’ye yeni hareket alanları da kazandırabilecektir. Olur bazen, kendinizi aslında istemediğiniz bir olayın içinde bulur, onurlu bir çıkış yolu ararsınız. Irak, Suriye derken içine çekildiğimiz gayya kuyusunu düşünün. Kim bilir, bu anlaşma belki de Türkiye’ye yeni fırsatlar sunacaktır.

Terörün içine çekildik

- Terör olayları şekil değiştirerek, boyut büyüterek devam ediyor. Onlarca insan kalleş saldırılarda hayatını kaybediyor. Birlik çağrıları yapılıyor. Terörü birlik olarak yok etme aşamasında mıyız orayı geçtik mi yoksa? Bu saatten sonra nasıl birlik terörü yok edebilir?

Bakın, Winston Churchill’in daha 1900’lerin başında dillendirdiği bir vecizesi vardır: “Bir savaşın içine sürüklenecek kadar talihsizseniz, hızlandırılmış zaferin bedeli ne kadar ağır olursa olsun, sürüncemede kalmasından evlâdır.”

Biz terörün içine çekildik. Sürüklendik. Ne DAEŞ’in, ne diğer ölü sevici örgütlerin oluşumunda en ufak bir dahlimiz vardır. İşler bu noktaya gelmesin diye verilen uğraşları bir düşünün. Bu saatten sonra yapılacak tek şey, ne pahasına olursa olsun, bu işi bir an önce bitirmektir. Teröre karşı birlik çağrılarını, çaresizlik feryatları veya yardım yakarışları değil, mukadder zaferi paylaşmaya davet olarak değerlendiriyorum. Yoksa, ateş düştüğü yeri yaktığı ile kalacaktır. Özde sakat bir ideolojik ya da dini sistemi dayatmanın yolu şiddet değildir. Terör sürdürülebilir bir yöntem değildir. Türkiye bu dönemeci mutlaka alacak almasına da, Churchill’in dediği gibi, süreç ne kadar kısalırsa o kadar iyi olacaktır.

- Şangay Beşlisi, AB’nin alternatifi olur mu?

Olmaz. Şangay Beşlisine iltifat, olsa olsa bir strateji olur, politika değil.

Sistemler yöneticisine göre performans gösterir

- Başkanlık tarzı yönetim, Türklerin geleneksel, tarihi yönetim biçimleri içinde var mı, bize uygun mu hocam?

Anayasa değişikliğinden bahsediyorsanız, alanım değil. Ne getirir ne götürür

‘Türkiye’nin politika değişikliği yok’
bilemeyeceğim. Bir “tarz” olarak başkanlık diyorsanız, bizim olayımız zaten budur. Türk mitolojisini, Mete hanları, muhtelif yabguları hatırlayın. Orhun anıtlarına bakın. Osmanlı’ya bakın. Beyliklere, aşiretlere bakın. Cumhuriyete bakın. İyi bir sistem midir, daha iyisi var mıdır, bakın o ayrı bir konu. Bildiğim atların binicilerine göre kişnedikleri gibi, sistemler de yöneticilerine göre performans sergiliyorlar. En iyi sistem ehliyetsiz birinin elinde rezil olurken, en kötü sistem iyinin elinde vezir olabiliyor. Bu bakımdan sistem değil, sistemi çalıştıracak insan öncelenmeli derim. Eğitim sistemini adam etmek, toplam kaliteyi arttırmak, sistem şemalarını ehil insanlarla doldurmak lâzım, bunu başarabilirsek gerisi gelir diye düşünüyorum. Kaldı ki, anayasalar Allah kelamı değiller. Anayasalar da sistemler de değiştirilirler. İş ki, insan kaynağınız matluba uygun olsun.

‘Hayat acemilerinin bir an önce yurtdışına gitmelerini diliyorum’

- Terör olayları nedeniyle yurtdışına gitme eğilimi başladı. Siz yakın çevrenizde bu tarz eğilimler görüyor musunuz? Onlara ne öneriyorsunuz?

Benim çevremde farfara birileri yoktur, çok şükür. Huzuru yurtdışında arayan hayat acemilerine de rastlanmaz. Parayı İstanbul’da kazanıp, Miami’ye yatıran tüccar takımı ile işim olmaz, “Ben bu vatanı, bir kiraz ağacı gölgesi ve bir kadın memesine satarım” türünden dejenerasyon yaşanmaz. Onlara ne öneriyorsunuz diye

‘Türkiye’nin politika değişikliği yok’
soruyorsunuz, bir an önce gitmelerini diliyorum. Gitmelerini ve bizi yalnız ve güzel ülkemizle baş başa bırakmalarını.

- Büyükelçi suikastı nedeniyle, polise dahi güvenemez noktaya geldik, kime güveneceğiz diyenler var...

Gencecik çocuk, intihar bombacısının üstüne atlayacak, masum bedenini siper edeceğim diye parçalanacak da birileri vızıldanacak, “güvensizlik”den şikayet edecek! İnsan şehidin anasından babasından utanır yahu! Öyle galiz ki kadir bilmezliğin böylesi, üzerinde konuşmaya bile değmez. Vay haline bir kaç hastalıklı memurdan yola çıkıp böylesi bir genellemeye gidenin!