Bayburt’taki Avrupa

19.06.2017 Pazartesi
Nasıl oluyorsa oluyor, kimi insanlar en imkansız görünen düşleri dahi hayata geçirebiliyor. Akademisyen-sanatçı Hüsamettin Koçan ve kurduğu Baksı Müzesi gibi. Bayburt’a 45 kilometre uzakta, uçsuz bucaksız bir coğrafyada, Bayraktar Köyü’nde Çoruh Nehrine bakan bir tepenin üzerinde kurulan ve 2014’te Avrupa Konseyi Müze Ödülü’nü alan Baksı Müzesi bölgesel bir kalkınma modeli olmaya doğru gidiyor.

Bayburt doğumlu sanatçı ve akademisyon Prof. Dr Hüsamettin Koçan’ın kişisel gayretleriyle yoktan var ettiği Baksı Müzesi’ne gidiş epeyce zorlu. İstanbul’dan uçakla Erzurum’a gidip, oradan iki saatlik karayolu ile ulaşabiliyorsunuz Baksı’ya.

Kadınlar müze yönetiminde

2010 yılında devletten hiçbir maddi yardım almadan kapılarını açan müze, aslında, yoğun göç veren Bayraktar köyünde göçün, kaybolan geleneklerin neden olduğu sorunlara bir çözüm arayışı. Hüsamettin Koçan başkanlığındaki yönetim kurulunda Prof. Dr Esra Ekmekçi, Rana Erkan Tabanca, Gülsun Sağlamer gibi entelektüel kadınların yer aldığı müze özellikle kadın istihdamı projeleri yürütüyor, bölgedeki yetenekli çocukları tespit edip, burslarla eğitimlerine katkıda bulunuyor. Bunu öyle göstermelik bir iki çocukla yapmıyorlar. Şu ana kadar tam 200 çocuğa burs vermişler.

Bünyesinde kurduğu üretim birimleriyle ekonomik hedefler de oluşturan müzeyi geçen yıl 20 bin kişi ziyaret etmiş. Bu anlamda Doğu Karadeniz’de yeni ve farklı bir cazibe alanı oluşturan müze, bulunduğu bölge için bir turizm kalkınma projesini de hayata geçiriyor.

Yenilikçi heykelleri ve resimleriyle öne çıkmış günümüz çağdaş sanatçılarından Hüsamettin Koçan ile ‘Ayağımdaki Diken’ sergisini konuşmak için buluştuk. Koçan, gönüllülerin katkısı ile büyüyen sivil proje dediği müzesinin doğuş hikayesini de anlattı.

Uzay istasyonu gibi

Avrupa Konseyi Müze Ödülü’nü aldınız. Bu ödülün anlamı nedir?

Çok prestijli, dünya müzecileri tarafından önerilen ve Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi tarafından verilen bir ödül bu. 2014’te verdiler ödülü.

Merkezin dışında, göç veren bir bölgede, kültür ve sanatla ilgili bir alternatif oluşturmak, orada yaşayan insanlara gitmeyin, burada kendi değerlerinizden yola çıkarak mutlu bir hayat inşa edebilirsiniz önerisini sunması nedeniyle verildi sanırım. Merkez ile çevre arasında kültür aracılığı ile bir köprü kurması ve müzecilik sınırlarını aşarak çevre insanı özellikle kadın üstünde bir istihdam yaratması da etkili oldu. Benim kişisel vizyonuma da vurgu yaparak, Avrupa Birliği’nin Mastrich kriterlerine uyan ve kültürel demokrasiye katkıda bulunan bir proje olarak değerlendirip, ödüllendirilmesine karar verdiler.

Baksı’yı müzecilik açısından ufuk açıcı bir örnek olarak görüyorlar. Müzede köylülerin yaptığı kilimlerle, video art aynı anda sergileniyor. Buna sınıfsal endişelerden uzak, kültürel demokrasi modeli olarak bakıyorlar.

Kadınları evden çıkarıyor

Kadın istihdamı nasıl sürece dahil oldu?

Başlangıçtan itibaren kadını önceleyen, kadın üretimini öne çıkaran bir müze olduk. Müzenin yönetim kurulu da tamamıyla kadınlardan oluşuyor. 

Bayburt yoğun göç veren bir bölge. Erkekler gurbete çalışmaya gidiyor. Kadınlar evi bekliyor, büyütüyor ama evde güçlü olan kadın dışarıda yok. Çalışmaları için dokuma atölyeleri, ehram tezgahları kurduk. Bayburt’ta ehram geleneği çok güçlüdür. Bugüne kadar 150 dolayında kadını eğittik. Atölyelerimizde ehramın çok kaliteli üretimini yaptık.

Modacı Özlem Süer bunların üstüne çok ciddi tasarımlar yaptı. Arzu Kaprol yaptı, bunları pazara sürdük. Almanya’da fuarda sergiledik, büyük ilgi gördüler. Atölyeler yanı sıra şimdi kadın istihdam merkezini yaşama geçirmeye çalışıyoruz.

Bölge insanı gerçeğinden hareket ediyoruz. Sadece Bayburtlu çocuklara değil, Erzurum, Gümüşhane, Artvin ve Rizeli çocuklara da burs veriyoruz. 200 öğrenciye burs verdik şu ana kadar. Yöre halkı oraya gelip sergileri, etkinlikleri gördükçe dünya görüşleri gelişiyor.

Kültürel demokrasi

Kadın istihdam merkezi nerede açılacak?

Bayburt’ta. Projesini mimar Melkan Gürsel çizdi. Proje çok beğenildi, Cannes MIPIM’de ödül aldı. İlk etapta en az 35 kadın çalışacak, kilim atölyesi, tasarım atölyeleri olacak. Önümüzdeki yıl binayı bitiririz.

Baksı bu yönüyle toplumsal kalkınmaya katkı sunan bir proje. Müze olmakla yetinebilirdik ama biz kapıdan giren ziyaretçiye nasıl iş imkanı yaratabiliriz, onu sürecin içine nasıl katabiliriz diye çabalıyoruz.

Tur şirketlerinin rotasına girdi

Müzeyi yılda kaç kişi ziyaret ediyor?

15 - 20 bin kişi. Karedeniz tur şirketlerinin rotasına girmiş durumdayız. Gelip 3-4 gün konaklayan ziyaretçiler var. Geçen yıl 3 - 4 tur şirketi ile temas halindeydik, bu sene 10 tur şirketi ile. Geçen yıl tam anlamıyla kesildi tabii ama çok fazla yabancı ziyaretçimiz de oluyordu. Almanlar ve Avusturyalılar çok geldi. Bizim 30 odalı konuk evimiz var. 60 kişi aynı anda konaklayabiliyor. Sürdürülebilir kültür turizmi anlamında ortaya bir model koymaya çalışıyoruz.

Köylüler ‘altın arıyor’ zannetti

Hiç olumsuz tepki almadınız mı?

Çağdaş ama bölgeye yabancılaşmayan bir binalar bütünü yarattık. Uyum içinde gelişen ve toprak rengi ile kuşatılmış bu binalara bu yıl 500 kişilik bir amfi tiyatro ekliyoruz. Konser, tiyatro gibi etkinliklerde kullanacağız. 10 bin kitaplık bir kütüphane, 150 kişilik kapalı opera salonumuz da var. Biraz büyük bir müze olduk! Olumsuz demeyeyim ama köy efsanelerine konu olduk başlangıçta! Aman ne rivayetler. Binayı uzay istasyonuna benzetip, İsrail üssü diyenler, Rusya’yı gözetlemek için yapıldı diyenler. Benim orada altın bulduğumu ve altını çıkarmak için çadır gibi yay yapan bu binayı kurduğuma varıncaya kadar çok eğlenceli hikayeler duyduk. 

Merkezin ‘sınırını’ aştı, 40 dönüme yayıldı

 Müze projesi nasıl başladı?

Eşim Oya ile bir köy konağı yaptık, sonra hadi bir kütüphanesi, atölyeler olsun dedik. Baksı, karşı konulmaz bir güçle kendisini büyütmeye başladı. Doğduğum toprağa bu şekilde hizmet etmek istedim. Sergi salonları, depo müze, atölyeler, konferans salonu, kütüphane ve konukevi ile 40 dönüme yayılan bir müze olduk.

Başta sanatçılar ve kadınlar olmak üzere çok sayıda gönüllünün katkısıyla yıllar içinde gerçek bir toplumsal projeye dönüştü. Sanat, merkezlerde kendisini sınırlıyor. Herkes merkezde olmak, orada dükkan açmak istiyor! Bizim böyle bir meselemiz yok ve belki orada sosyal erozyonu durduracağız.

‘Ayağındaki dikenle’ sanat yolculuğu

12 Temmuz’da sergi açılışınız var…

Müzede açtığım ilk kişisel sergi olacak bu. Bayburt hep göç verdi. Babam da hep gurbetteydi. O nedenle hep gitmekle ilgili anılarım oldu. Belki de bu nedenle bir çocukluk anımı; ayağıma batan, orada yer eden, kaşınan, dört ay boyunca ayağımda taşıdığım bir dikenin öyküsünü sergime başlık olarak seçtim. Kendi masalları ile yaşayan ve kendi olabilen insanların dünyasına bir yolculuk oldu bu.

Sergide heykeller, resimler, enstalasyonlar olacak. Gurbet ve yabancılaşma ile ilgili ‘yer sofra, gök sofra’, ‘tandır iskemle’ heykelleri, demirci ustalarının yüzlerce yıldır şekillendirdiği müthiş formlar ve umutların kapısı ‘Huy Kesen Ağacı’ adını verdiğim eserler zamanda süzülüp izleyiciye ulaşmak istediler sanki. Destansı minimal bir sergi ile anlattım anlatacaklarımı…

 

Yazarın Önceki Yazıları