'Krizin sebebi büyükelçi’dir'

13.10.2017 Cuma

Cumhurbaşkanı Erdoğan yaşanan vize krizinin ardından Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nu arayan ABD Dışişleri Bakanı Tillerson’ın ‘Komisyon oluşturalım’ teklifinde bulunduğunu açıkladı. Erdoğan, yaşanan krizin sebebinin Büyükelçi Bass olduğunu tekrarladı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’ın vize krizinin çözümü konusunda “Bir komisyon kuralım” dediğini belirterek, “Sayın Başkan veya Dışişleri Bakanı Tillerson’ın bu konuda yapması gereken şey komisyonun kurulması veya kurulmaması değil ki. Bir defa krizin sebebi Büyükelçi’dir. Zaten 2-3 gün içinde de gidiyor. Bir ülkenin Türkiye gibi bir ülkede büyükelçisi olacak, bu Büyükelçi iki ülke arasında bir krize neden olacak ve bu krizi bir Büyükelçi yönetecek. Böyle bir şey, Bakan’ın kendi durumunu da zayıflatır. Hele hele Başkan’a da saygısızlık olur” dedi. ABD konsolosluklarında FETÖ faili ajanlar bulunduğunu vurgulayan Erdoğan “Bunlar diplomat değil, bunlar ajan” ifadesini kullandı.

Ukrayna ve Sırbistan temaslarının ardından dün yurda dönen Erdoğan, uçakta beraberindeki gazetecilere vize krizi başta olmak üzere gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. İki ülke ile yapılan yüksek düzeyli stratejik toplantıları değerlendiren Erdoğan, şunları kaydetti:

VİZE KRİZİNDE ORTAK KOMİSYON (ABD ile vize konusunda bir gelişme, ABD’nin tavrında bir yumuşama, yeni öneri söz konusu mu?): Sayın Dışişleri Bakanı (Tillerson) Dışişleri Bakanımıza ‘Komisyon oluşturalım’ demiş. Onunla ilgili olarak yetkililer kendi aralarında konuşacaklar. Bir ortak komisyon oluşturmak suretiyle, ‘Nasıl bir adım atalım ki bu sıkıntıları aşalım’ demişler. Onun için bu komisyonun nasıl olacağına ilişkin metni bizim tarafa ileteceklerdi. (Bakan Çavuşoğlu: Büyükelçi’yi aramışlar ‘bildireceğiz’ demişler.)

SAVCILIĞA BAŞVURU OLMADI (Tutuklanan Metin Topuz’un avukatı ile görüşmesi bir adım olabilir mi?): Olay bir defa şu; Bu olay ayın 4’ünde gerçekleşti. Tutuklama oldu. Bana gelen bilgilere göre ayın 4’ünden 10 Ekim’e kadar İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na yapılmış herhangi bir görüşme müracaatı yoktur. Ne aile tarafından ne de avukatları tarafından. Hiçbir görüşme talebi olmamıştır, bunu özellikle bilmenizi istiyorum. Gidip ailesi de avukatı da elbette görüşebilir. Bu konularda savcılarımız olumlu düşünüyor. Adalet Bakanımız olumlu bakıyor. (Bakan Çavuşoğlu: Bugün kendisi (Metin Topuz) ‘Avukatımla görüşmek istiyorum’ diye savcılığa başvurmuş. Ve Cuma günü de görüşme olacakmış.)

KRİZİN SEBEBİ BÜYÜKELÇİDİR (Komisyon kurulduktan sonra ‘artık yavaş yavaş kriz aşılacak’ diyebilir miyiz?): Ben, krizi buna bağlantılı olarak görmüyorum. Krizle ilgili olarak Sayın Başkan veya Dışişleri Bakanı Tillerson’ın bu konuda yapması gereken şey komisyonun kurulması veya kurulmaması değil ki. Bir defa krizin sebebi büyükelçidir. Zaten 2-3 gün içinde de gidiyor. Bir ülkenin Türkiye gibi bir ülkede büyükelçisi olacak, bu büyükelçi iki ülke arasında bir krize neden olacak ve bu krizi bir büyükelçi yönetecek. Böyle bir şey, Bakan’ın kendi durumunu da zayıflatır. Hele hele Başkan’a da saygısızlık olur. Biz niye hemen mütekabiliyet kuralını işlettik? Burası Türkiye. Asırlara baliğ bir geçmişe sahip asil bir devletiz biz. Kabile devleti değiliz.

TÜRKİYE HUKUK DEVLETİ MİSİLLEME OLMAZ (Gözaltının misilleme olduğunu, bir başka deyişle hukuki olmadığını iddia edenler var...): Türkiye bir hukuk devletidir, misilleme olamaz. Ama onların neler yaptıklarını da biliyoruz. Örneğin benim vatandaşım eşiyle beraber kapılarına gitmiş, gözaltına almışlardır. İki yıl oldu neredeyse daha mahkemeye çıkarmadılar. Kefalet, onu da kabul etmiyorlar. Arkadan Halkbank Genel Müdür Muavini altı kere ABD’ye giriyor, çıkıyor; 6. veya 7. girişinde kalkıyor gözaltına alıyor, sonra da tutukluyorlar. Benim 13 korumamla ilgili gözaltı, tutuklama kararı çıkarıyorlar. Üstelik, bunların bir kısmı ABD’ye hiç gitmemiş. Bunları bana izah edemiyorlar. ‘Onlar, federal devletin polisleri değildi, eyalet polisleriydi’ gibi bir gerekçe sunuyorlar. Olabilir eyalet polisi. Eyalet polisine, federal devlet kalkıp da bir çekidüzen vermeyecek mi?

‘Duvarların içine fazla sızdınız’

(Melih Gökçek’in istifasını istediği, Gökçek’in 2019’a kadar süre istediğine yönelik spekülasyonların sorulması üzerine): Bu aşırı bir iç mesele oldu… Yani duvarların çok içine sızdınız. Öyle bir şey söz konusu değil. Sayın Gökçek ile biz, Külliyemizin karşısında, biliyorsunuz, 15 Temmuz Şehitler Abidesi’nin mekânının yan tarafında bir müze ve otopark projesi olayı vardı.. Bu konuyla alakalı kendisini bir çağıralım dedik. Bu vesileyle sizin ifade ettiğiniz konulara da girme durumu oldu. Aramızda konuştuk. Olay sadece Melih Bey’in şahsında değildir. Bu konuyla ilgili, partimizde, bazı yerlerde bir değişim söz konusudur. Zira Mart 2019 seçimlerine giderken bu tür değişimlerin olması gereken yerlerde, değişim iradesini partimizin üst yönetiminin ortaya koymasını özellikle arkadaşlarımız da istiyorlar. Bazı arkadaşların kenar köşe yazdıkları, ‘Seçimle gelen, seçimle gider’ veya ‘Sandıkla gelen sandıkla gider’ lafları var… Kusura bakmasınlar da; seçimle gelen seçimle gider ama bunlar bağımsız seçimle gelip bağımsız seçimle gitmiyorlar. Bunlar tabii ki bir iradenin yaptığı ön seçimler vesaire neticesinde buralara geliyorlar. Ve yani, siz 20 sene, 23 sene, 24 sene belediye başkanlığı yapacaksınız, bazı yerlerde üç dönem belediye başkanlığı yapılacak… İlanihaye buralarda kalınacak diye bir şey yok.

SEÇİME ÇOK GÜÇLÜ GİRMELİYİZ: Bizim 2019 mart seçimlerine giderken, ön hazırlıklarımızı çok iyi yapmamız lâzım. 16 Nisan’da biz hangi ilde ne kadar oy aldık? Ortalamanın altında olanlar, ortalamanın üstünde olanlar… Tüm bunları A’dan Z’ye gözden geçiriyoruz. Dolayısıyla da önümüzdeki seçime girerken çok daha güçlü, çok daha farklı girmemiz lâzım. Bu konuyla ilgili demek ki bir sıkıntı yaşıyoruz, bu sıkıntıları da aşmamız gerekiyor. Bazı arkadaşlarımızın bence bundan rahatsızlık duymaması, tam aksine, bizim yönetimimiz eğer böyle bir karar verdiyse, verecekse, o konuda İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımızın yaptığı gibi o nezaketi gösterir. Dolayısıyla bu hareketi güçlendirir. Aynı şekilde, mesela Düzce’de kalkmıştır, hiç ısrar dahi etmemiştir. Aynı şekilde Niğde, öyle bir ısrarın içerisine girmemiştir. Temenni ederiz ki, bu hafta, önümüzdeki hafta içerisinde bazı görüşmeleri yapacağız, ondan sonra da nihai kararımızı vereceğiz çünkü her geçen vakit aleyhimizedir ve buna da pek tahammül edemeyiz. (Ankara ve Balıkesir dışında, sorunlu başka il var mı?) Bursa.

‘Arka bahçeleri gibi görüyorlar’

Erdoğan “Sırbistan seyahatiniz bazı Avrupa ülkelerinde tuhaf karşılandı” hatırlatması üzerine şu karşılığı verdi: Bunlar beklenmeyen şeyler değil. Bazı AB üyesi ülkeler buraları arka bahçeleri olarak görüyorlar. Bunun için biliyorum ki rahatsız olacaklardır. Ama onlar istedikleri kadar rahatsız olsunlar. Biz, birilerinden izin alarak bu ziyaretleri yapacak değiliz. Kaldı ki biz AB’de de müzakereci ülkeyiz. Müzakereci ülke olsak da olmasak da davet olduğu zaman biz bu tür davetlere icabet ederiz. Nisan sonu, mayıs başı da ben kendisini (Sırbistan Devlet Başkanı Vucic’i) davet ettim.

Yaptırım takvimi hazırlanıyor

BARZANİ’Yİ NE BEKLİYOR?: Evet, onu ne bekliyor, o önemli. Bunu da zaten söyledik. Birincisi, ambargo olayı var. Kapılar… Kapılar noktasında bir İran geçişi var, iki Ovaköy geçişi var, gerekirse üç, Azez, Suriye’den tekrar bir giriş var. Bizim şu anda eş zamanlı olarak İran ile bunu yürütme kararlılığımız var. İşte biz yarın arkadaşlarla tekrar bir değerlendirmemizi yapacağız ve uygulamaya hemen gireceğiz. Irak halkının ihtiyaçlarının, Irak merkezi yönetimi tarafından böylece sağlanması gündeme gelmiş olacak. Yani Kuzey Irak yerel yönetimine bunları vermiyoruz, ama bütün bu ihtiyaçlar insanidir, dolayısıyla merkezi yönetime biz bunları vereceğiz ve merkezi yönetim de Kuzey Irak halkına bunları ulaştırma yollarını arayacak. İkincisi ise hava sahasıyla ilgili adımdır. Uçuşları zaten durdurmuştuk. Şimdi diğer hamle ise Erbil’e ve Süleymaniye’ye iniş-kalkışlara hava sahalarımızı artık tamamen kapatmak olacaktır. Bunun takvimini de bugün yarın belirleriz. Temennim başka adımlara gerek kalmadan meselenin çözümlenmesidir. Bu konuda İran, Türkiye ve Irak merkezi yönetimi olarak kararlılığımız var. Kuzey Irak yerel yönetimi yaptığı hatayla, oradaki halkı dünyaya kapalı hale gelmesine sebep oluyor. Yönetimin yaptığı hata yüzünden, oradaki insanlar İran’dan çıkamayacak, Türkiye’den çıkamayacak, güneyden gidemeyecek, Suriye tarafından gidemeyecek. Peki ne yapacak? İsyan edecek. Katalanlar’da olduğu gibi. Bak ne oldu? Şimdi, ertelemeden söz ediyorlar. Biz ertelemeyi kabul etmiyoruz zaten. Bu işin buraya gelmesinin tek sebebi vardır. O da  Kuzey Irak yerel yönetiminde mevcudun artık yerini koruyamama sürecidir. Orada birisi, iç politika uğruna böyle bir yanlış adıma tevessül etmiştir. Olay budur. İç politika uğruna her şeyi kurban etmiştir. Kendi şahsi çıkarları için… Bundan sonra onun bir daha seçilme şansı yok.

SİNCAR’A, MUSUL’A, KERKÜK’E GERÇEK SAHİPLERİ YERLEŞMELİ (Sorun ancak referandumu iptal ederlerse mi çözülür?): Bizim açımızdan değil, Irak yönetimi açısından. Zira şimdi burada en büyük sıkıntı DEAŞ’tı. DEAŞ ile ilgili zaten büyük oranda iş çözüldü… Şimdi utanmadan kalkmışlar, mesela Sincar’ı birilerine parselleme havası… Bizim derdimiz, Sincar’a Telafer’e, Musul’a, Kerkük’e gerçek sahiplerinin yerleşmesidir. Ama eğer kalkıp da gerçek sahiplerine müsaade etmezler, oraları başkalarına parsellemeye kalkarlarsa, öyle bir şey makul karşılanamaz.

ASTANA’YA UYGUN YÜRÜYOR (Suriye Baas rejimi de PKK’ya özerklik hakkı tanıyacağı yönünde resmen açıklama yaptı. İdlib kararımızın ardından Münbiç ve Afrin’i konuşabilir miyiz?): Konuşmadığımız gün yok. İdlib’de şu anda bir defa sınırlar, biliyorsunuz, Rusya ve Türkiye tarafından, Astana’da belirlendiği gibi güvence altındadır. Şu an itibariyle de işler sağlıklı bir şekilde, Astana’ya uygun olarak devam ediyor. Burada bir sıkıntı yok. Münbiç ile ilgili, gerekirse orada da gerekli adımlar atılacaktır. Ama Afrin ile ilgili konuşmama hiç gerek yok; zaten Afrin şu anda kontrol altındadır. Afrin’de en ufak bir yanlışa tahammülümüz yok.

‘Bunlar diplomat değil ajan’

Bütün bunlardan sonra FETÖ olayı çok daha farklı bir yere doğru bir zemin tespit ediyor kendine. Bu zemin de şu: 15 Temmuz olayının failleri ortaya çıkıyor. Konsolosluklarının içerisinde FETÖ faili ajanlar bulunuyor. Bunlar diplomat değil, bunlar ajan. Benzer ajanlar şu anda Amerika’da da var. O ajanlar da Kongre ile çok sıkı ilişki içinde. Bütün bunlar bir gerçek olarak ortada. Zaten FETÖ’nün baş ajanı Pensilvanya’da. Sene 1999, oraya yerleşti. 400 dönümlük arazi üzerinden oradan dünyadaki 170 devleti bu adam yönetiyor. Size 85 koli getiriliyor, teslim ediliyor. Ondan sonra arkadan mahkeme kararları gönderilmeye başlanıyor. Şu anda ağırlaştırılmış müebbetler çıktıkça bunlar da kendilerine gönderilecek.

Bütün bunlara rağmen ABD’nin bu işlerde seyirci kalmaya devam etmesi, kusura bakmasınlar, stratejik müttefikle bağdaşan bir tavır olarak değerlendirilemez. Ayrıca şu anda Suriye’de yaşadıklarımız da ortada. Orada bir terör örgütünü yanlarına almışlar, onunla bir başka terör örgütü ile savaşma derdindeler. Bu yaptıkları, Kuzey Suriye’deki terör koridorunu güçlendirmekten başka bir şey değildir.

‘S-400’de sıkıntı yok’

S-400’lerle alakalı olarak herhangi bir sıkıntı yok. Birinci pakette ortak üretimimiz olmayacak. Ama ikinci paketten itibaren artık ortak üretimin adımlarını inşallah atacağız. Bizim Sayın Putin’le yaptığımız görüşmelerde işi S-400’lerle bitirmeyi düşünmüyoruz. S-500’lerle ilgili de görüşmelerimiz oldu. Temenni ederim ki bu görüşmelerimizi de (S-500’lerle alakalı) hayata geçiririz. Patriotlarla ilgili herhangi bir düşüncemiz yok. Patriotlar dünyada tedavülden kalkıyor. Tabii şu anda silahlı ve silahsız insansız hava araçlarında aldığımız mesafe, bunun yanında tank motorları ile ilgili adımlarımız, değişik ülkelerde güzel gelişmeler var. Bunlar da geliştikçe kamuoyunu bilgilendireceğiz. 

Yazarın Önceki Yazıları