TSK’da Devrim

18.07.2018 Çarşamba

Gündem hem içeride hem dışarıda o kadar yoğun ki, Türkiye tarihine “devrim” diye geçecek gelişmeler bile sanki gözden kaçıyor. Bahsettiğim, onlarca yıldır Türkiye’nin karnını ağrıtan sivil-asker ilişkilerinde atılan tarihi adım.

***

Geçtiğimiz Pazar günü, yani 15 Temmuz’un yıl dönümünde  Genelkurmay ve Kuvvet Komutanlıkları,  Milli Savunma   Bakanı’na bağlandı. Zaten bundan birkaç gün önce de eski Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar, yeni Savunma Bakanı olmuştu. Böylelikle sivil-asker dengesi olması gerektiği gibi sonunda demokratikleşti. Peki bu ne demek?

Sivil-Asker Dengesi

Sivil-asker ilişkilerinin aslında 5 boyutu var. Bunlardan 1.si, ordu ile devlet/hükümet arasındaki ilişki. AB ve NATO üyelerinde temel prensip; askerin hükümete hiçbir belirsizliğe yer vermeyecek şekilde tabi olmasıdır. 2. boyutu ise, yasamanın rolü. Bu da askerin sorumluluk alması ve şeffaf olması anlamına geliyor. Yani ne yapıldığını ve ne harcandığını Meclis’e ifşa etmesi, açıklaması ve gerekçelerini belirtmesi gerekiyor.

Bu ilişkinin 3. ayağı ise, ordu ve yürütme arasındaki ilişki. Yani askerin sivil siyasi yönetim altında olması. Gelişmiş demokrasilerde bu kontrol bir bakan, genellikle Savunma Bakanı tarafından yerine getiriliyor. İşte bu 3 açıdan; bugün Genelkurmay’ın ve Kuvvet Komutanlıklarının Savunma Bakanlığı’na bağlanması, Türkiye için çok önemli ve geç kalmış bir adım.

***

Ancak buna dair 2 yaygın çekince var. 1.si, ordunun siyasileşmesi. Bunu engellemek ise siyasi iktidara düşüyor. Siyasi sadakati değil, liyakatı tek kriter aldığını ortaya koyarak. 2. çekince de (özellikle askeri çevrelerde) emir-komuta zincirinin bozulması. Bu endişelere karşılık ise; bu değişikliğin askeri konuları kapsamadığı, bu konularda Komutanlıkların Genelkurmay’a tabi kalmaya devam edeceği vurgulanıyor.

Askeri Zihniyet

Bununla birlikte daha önceki darbe tecrübelerimizde de gördük ki, ordunun emir-komuta zincirine dair yapılan değişiklikler darbeleri önlemiyor. Asker emir-komuta hiyerarşisinde ya da dışında da darbe yapabiliyor. Yani mesele kurumsal reformlarla çözülmüyor. Asıl askerin anlayışını demokratikleştirmek gerekiyor.

Bu da bizi sivil-asker ilişkilerinin 4. ayağına getiriyor: Devlet askerin kurumsal konumunu değiştirirken, zihniyetini yani yetiştirilen asker tipini de demokratikleştirmeli. Eğitim sistemi ve müfredat bu esasa göre dönüştürülmeli.

***

Buna mukabil, asker de sivil iktidara ve topluma bakışını değiştirdiğini ortaya koymalı. Bu da bizi sivil-asker dengesinin 5. boyutuna getiriyor. Asker sivillerle işbirliğine hazır mı? Toplumla iyice kaynaşmış mı, yoksa “devlet içinde devlet” olarak mı var? Açık ve demokratik bir toplumda 1. şıkkın 2.ye tercih edildiğini söylemeye herhalde gerek yok.

Sivilleşme Değil, Demokratikleşme

Tüm bunların yanında, asker-sivil ilişkilerinin demokratikleşmesi, sivil alanın da demokratikleşmesini kapsar. Ancak bu şekilde ordunun üzerinde siyasi kontrol değil, demokratik kontrol sağlanır. Böylelikle Türkiye sadece sivilleşmiş değil, demokratikleşme yolunda tarihi bir eşik atlamış olur.

Son olarak: Bu reformların darbeleri engellemek için yapıldığı algısı hakim. Oysaki 15 Temmuz’un gösterdiği birşey varsa, o da bu milletin bir daha asla darbelere izin vermeyeceği. O yüzden bu reformları çok daha geniş bir çerçevede değerlendirmeli. Hem bizler, hem iktidar.

 

Yazarın Önceki Yazıları