Akupunktur tedavisi nedir?

12.03.2018 Pazartesi

Kelime anlamı ‘iğne batırmak’ olan akupunkturla, vücudun kendi kendini iyileştirme mekanizmalarını devreye sokmak amaçlanıyor. Tıp dünyasını ikiye bölen bu yöntemi mercek altına aldık.

Akupunktur, 3 bin yıldır Orta Asya ve Çin’de uygulanan, geleneksel-tamamlayıcı bir tıp yöntemi. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), akupunktur uygulamaları için 40 farklı endikasyon belirledi. Bu rahatsızlıkların yönetiminde, uzman hekimin vereceği karar çerçevesinde, akupunktur tek başına ya da diğer bilim dallarıyla birlikte tedavi programlarında yer alıyor. Türkiye’deyse, bu tekniğin standartlarını Sağlık Bakanlığı Akupunktur Bilim Komisyonu belirliyor. 

“Ülkemiz ve dünya tıp camiasında akupunkturu hem destekleyen hem de şiddetle karşı çıkanlar var” şeklinde konuşan Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Deniz Demiryürek, bu tedavi yöntemiyle ilgili sorularımızı yanıtladı.

Akupunktur herkese uygulanabilir mi?

Akupunktur, cerrahi hastalarına, kanser ve infeksiyon sorunları bulunanlara, kanama eğilimi olanlara uygulanamaz. Bu tedavide, tanımlanmış akupunktur noktalarının uyarılması esastır. Klasik olarak paslanmaz çelikten üretilmiş iğnelerle uyarılar verilir. Çok ince ve tek kullanımlık olan bu steril iğneler, vücuda batırılırken hasta çok hafif bir ağrı duyabilir. Ardından iğneler birkaç dakikada bir sağa ve sola çevrilerek, veya biraz batırılıp geri çekilerek uyarı verilir. Bu esnada hasta iğnenin olduğu bölgede gerginlik, şişkinlik ve ağırlık şeklinde tarif edilen bir his algılar. Bu his, istenilen bir etkidir.

Akupunktur noktaları, meridyen adı verilen kanallar üzerinde yerleşmiştir. Vücudumuzda 14 düzenli meridyen tanımlanmıştır. Belirlenen akupunktur noktaları 361 adettir, bunlara ilaveten ekstra noktalar diye adlandırılan özel noktalar da mevcuttur. Meridyenler arasında bu geleneksel yöntemin tanımladığı hayat enerjisi olan ‘qi’ dolaşır. Her bir noktanın özel adı vardır, etkili olduğu organ ya da sistemler tecrübelerle belirlenmiştir. Dolayısıyla hastanın durumuna göre faydalı olduğu tecrübelerle gösterilmiş olan noktalardan bir kombinasyon oluşturulur.

- Farklı teknikleri var mı?

Japon ekolü ve Avrupa’da geliştirilen yöntemlerde, iğneler sadece deriye batırılır, yalnızca  1-2 mm. kadar girmesi yeterli bulunur. Ancak Çin ekolü, iğnelerin daha derinlere batırılmasını öngörür.

İğnesiz de yapılıyor mu?

İğneden çok korkan kişilere ve çocuklara lazer akupunktur tavsiye edilebilir. Aynı akupunktur noktaları klasik yöntemle değil, dalga boyundaki kırmızı lazer ışığıyla uyarılabilir. Klasik iğne akupunkturuna benzer şekilde etkili olduğuna dair bilimsel yayın ve çalışmalar literatürde mevcuttur.

- Hasta üzerinde nasıl psikolojik etkiler yaratıyor? 

Ülkemiz ve dünya tıp camiasında akupunkturu hem destekleyen hem de şiddetle karşı çıkanlar var. Bazı tıp uzmanları akupunkturun etkisinin sadece psikolojik olduğunu, organik bir yanının bulunmadığını iddia eder. Diğer yandan klinik deneyimlerle, akupunkturun çok çeşitli endikasyonlarda işe yaradığı, bazı hastalıkların çözümlenmesinde katkı sağladığı belirlenmiştir.

Hangi sorunlar için öneriliyor?

- Ameliyat sonrası kemoterapiye bağlı veya gebelikteki bulantı ve kusmalar

- Diş operasyonları  sonrasındaki ağrı

- İlaç ve nikotin bağımlılığı

- Felç rehabilitasyonu

- Migren ve benzeri baş ağrıları

- Fibromiyalji, bel ve boyun ağrıları

- Karpal tünel sendromu

- Astım ve kronik tıkayıcı solunum hastalıkları

- Aşırı iştah ve obezite

- Reflü ve hassas bağırsak sendromu

İbn-i Sina tıbbı geri döndü

Nabızdan 300 çeşit hastalık teşhisi yapan, tarihte ilk apandisit ameliyatını gerçekleştiren, katarakt, şizofreni, ve diyabet gibi hastalıklara kendi yöntemleriyle çare bularak, adını tıp tarihine yazdıran İbn-i Sina’nın geleneksel tıp yöntemleri, hastanelerde uygulanmaya başladı. İbn-i Sina, kişilerin ve hastalıkların bir elementi temsil ettiğini savunuyordu. Ünlü fizikçiye göre; demeviler, hava; safraviler, ateş; balgamiler, su; sodaviler, toprak elementini temsil ediyor. Bilimadamının geleneksel tıbbında, herkesin temsil ettiği elemente yani sahip olduğu mizaca göre beslenmesi ve hastalıklarının buna göre tedavi edilmesi gerekiyordu.

Peki siz kimsiniz?

Demeviler: Geniş omuzlu, iri bir yapıya sahiptir. Derileri buğday tenli, esmer veya pembedir. Kalp-damar hastalıkları ve tansiyon problemleri, cilt sorunlarına (egzama, sivilce) yatkındır.

Safraviler: İnce kemik yapısına sahip, minyon tiplerdir. Karaciğer, safra kesesi hastalıkları, akne, baş ve boyun ağrısı, mide bulantısına yakalanırlar. 

Balgamiler: İri bir yapıya sahiptirler. Kilo almaya çok yatkındırlar. Soğuk havadan rahatsız olurlar. Kabızlık, reflü gibi sindirim sistemi hastalıkları, astım, bronşit ve eklem ağrılarına adaydırlar. 

Sodaviler: İnce bir yapıya sahiptirler. Sıcak havayı severler. Kabızlık, kanser, depresyon, ruh ve sinir hastalıklarına yatkındırlar.

Ataşehir Estethica Hastanesi Deri ve Zührevi Hastalıkları Uzmanı Dr. Aida Berenjian; bağışıklık sisteminin düzenlenmesi, baş, boyun, sırt, bel ve diz ağrıları, migren, damar tıkanıklığı, hipertansiyon, kronik yorgunluk, halsizlik, varis, uyku bozuklukları gibi günlük hayatı olumsuz etkileyen rahatsızlıklara İbni Sina tıbbıyla çözüm bulunabildiğini söyledi. Hastanın şikayetlerine göre kupa çekme, hacamat, sülük ve beslenme tedavisi uygulanabiliyor.  

 

 

 

 

 

 

 

 

Yazarın Önceki Yazıları