Başkasının acısı ve inancıyla alay etmek!

02.09.2018 Pazar

Piyanist Fazıl Say’ın, annesinin cenaze töreninde namaz kılması ile ilgili sosyal medyada yapılan çirkin yorumlar, kendini hep haklı görenin, her türlü haksızlığı yapmaya da hakkı olduğunu düşünmesinin sonuçlarıdır

Felsefeci Prof. Dr. Ahmet İnam ötekilerle ilgili bir değerlendirmesinde şöyle demişti: “Nietzsche ‘mağdurlardan korkun’ der. Çünkü sürekli olarak ‘öteki’ edebiyatından beslenen mağdur insan, her şeyi yapabilme hakkını kendinde hak görür. İnsanların ‘benim dilim, benim dinim, benim etnik kimliğim’ demesi çok büyük bir tehlikedir. Demokrasi bir terbiye işidir, edepsizden, saygısızdan demokrat olmaz. Öteki olan kendini hep haklı gördüğü için her türlü haksızlığı yapmaya da hakkı olduğunu düşünür.”

Türkiye medyasının tarihi; bu ötekileştirmeden ve farklılıklardan doğan çatışmalarla doludur. Akıl ve vicdan tutulması olarak yorumlanabilecek çok sayıda haber bulabilirsiniz. Oysa toplum olmak; farklılıkları da içinde barındırmak demektir. İnsanın bu farklılıklardan kendisine ‘düşman’ yaratması ise toplum olamama halinin bir tezahürüdür.

Zihniyet değişmiyor

Bir siyasetçinin annesinin mezarına yapılan saldırılar, bir başka milletvekilinin oğlunun intiharına yönelik ırkçı paylaşımlar ve son olarak dünya çapında ün yapmış piyanist Fazıl Say’ın, annesinin cenaze töreninde namaz kılması ile ilgili sosyal medyada yapılan çirkin yorumlar, kendini hep haklı görenin, her türlü haksızlığı yapmaya da hakkı olduğunu düşünmesinin sonuçlarıdır. Toplumsal bir soruna çözüm üretemediğinizde, o sorunu yaratan zihniyet de birbirlerini sürekli hedef gösteren “kimlik” çatışmasının en utanılacak örneklerinden biri olarak her defasında karşımısza çıkar. İsimler değişir, tarihler değişir, eylem değişir ama zihniyet değişmediği için haberin içeriği de değişmez. İki televizyon sunucusunun “Fazıl Say ateist değil mi, nasıl cenaze namazı kılabiliyor” sorusundaki cehalet gibi. 

“Kimsenin haddi değil”

Annesinin cenaze töreninden sonra sosyal medyada çıkan tartışma ve yorumların incitici, kin ve nefret dolu, annesini kaybeden bir insanın kalbini kırmak amaçlı olduğunu söyleyen Fazıl Say, son derece çarpıcı ifadelerle geldiğimiz noktayı özetleyen açıklamasında şöyle diyor: “… İnsani olan her şey bu yazılanlarda unutulmuş, terk edilmiştir. Tüm bu yazılanlar en doğru şekilde yapılmış bir cenaze namazını kılan beni hedefe koyan, benim inancımı sorgulayan, utanç verici bir ilkelliği, cüreti ve cahilliği temsil etmektedir. Bu tartışmalar hiçbir yere varamaz. Tek ricam, bu yazılanların kaldırılması ve bir daha böyle bir şeyin yaşanmamasıdır. Bunu lütfen yapmayın. İnsanların inançlarını sorgulamak, tehditler yağdırmak, küfürler etmek kimsenin haddi değildir.”

Türkiye medyasının birkaç istisna dışında Fazıl Say’ın açıklamasına olduğu gibi yer vermesi ama sosyal medyada yayımlanan utandıran yorumları yok sayması önemli bir adımdır. Doğrusu da budur. Her toplumda, insanların acılarıyla alay eden, başkalarının inancını sorgulayan, ayıp ve utanma duygusunu yitiren zihniyeti sürekli kullanan insanlarla karşılaşmak mümkün. Önemli olan medyanın çatışma ve gerilimlerde nefret söyleminin yayılmasına aracılık etmemesi, görev ve sorumluluklarının olduğu bilinciyle hareket etmesi, ırkçılığa ve hoşgörüsüzlüğe dayalı diğer nefret biçimlerini yayan, teşvik eden ya da haklı gösteren her türlü ifade biçiminin karşısında durabilmesidir.

HAFTANIN FOTOĞRAFI

Sadece Paris’in değil, tüm Fransa’nın en önemli simgelerinden biri olan Louvre, dünyanın en popüler müzesi seçildi. Olağanüstü koleksiyonuyla da dikkat çekiyor. Bizde ise son bir ay içerisinde tarihi eser kaçaklığına ilişkin sayısız haber yapıldı. Bu fotoğraf aradaki farkı anlayabilmemiz için…

BİR ÖVGÜ

Bir siyasetçinin başarısız olduğu gerekçesiyle istifa etmesinin, “kirli siyaset” algısını ortadan kaldırması açısından önemi büyüktür. Fransa Çevre Bakanı Nicolas Hulot’nun Cumhurbaşkanı Macron’la ekoloji ve çevre konularında aynı çizgide olmadıkları için görevinden istifa ettiğini açıklaması gibi. Hulot, istifasını duyururken bir adım öne çıkarak, çok daha önemli bir açıklamada bulunuyor ve diyor ki; “Hükümetteki görevimle (çevre ve ekoloji konularında) yaşanan sorunların üstesinden gelindiği izlenimi vermek istemiyorum. Artık yalan söylemek istemiyorum.” Hulot sadece siyasetçi değil, aynı zamanda gazeteci. Bu mesleğin bize öğrettiği en önemli kuralı, “doğru yaz, objektif ol, yalan söyleme...” kuralını siyasette de hatırlatması övgüye değer.

BİR YERGİ

En çok hatayı bilgisine güvenip ikinci kez kontrol etmeyenler yapar. Geçen hafta “Bilgiye anında ulaş cahil kal!...” başlıklı yazımda tiyatro sanatçısı Hale Akınlı’nın oynadığı oyunları yazarken Tiyatro Tatavla’da sahnelenen, usta yazar Selim İleri’nin yazdığı “Allahaısmarladık Cumhuriyet” adlı oyunu, yanlışlıkla “Elveda Cumhuriyet” olarak yazdım. Cumhuriyetin kuruluş mücadelesinde kendi hayatlarından, kişisel özlemlerinden, düşlerinden vazgeçmiş Halide Edip, Afife Jale, Latife ve Fikriye’nin hayatları üzerinden Cumhuriyet vurgusunun işlendiği böyle değerli bir oyunun adını yanlış yazdığım için özür dilerim…

Yazarın Önceki Yazıları