Asmalı çardak serüveni...

13.05.2018 Pazar
Bodrum’da enteresan, kendine özgü kültürler var. Bunlardan biri de yaz-kış bir kahvaltı evinde güne başlamak ve özellikle tatil günleri, sofra başında dostlarla uzun sohbetler yapıp, daha da önemlisi anneanne yemekleri yemek…

İşte dostlarımız da bizi biraz da navigasyon yardımıyla, Yalıkavak’ın gizli kalmış bir sokak arasında 2011 yılında kurulmuş Bodrum Asmalı Çardak’a götürdü. Aslında kapıdan girerken bana enteresan gelen, toprağa hiç beton dökülmemiş ve taş bile döşenmemiş olmasıydı. Eski tren rayı traversleri konulmuş ve doğa o kadar korunmuş ki, kışlık salonda bile ısınma, eski usul kuzineyle sağlanıyor. Üzerine çaydanlıklar konmuş. Sıcak su ise bakır şık bir su ısıtıcısıyla sağlanmış. Altındaki fırında meşhur börekleri, sandalyeler, masalar ve örtüler... Her şey bana 60 yıl önceki Moda’nın çay bahçelerini hatırlattı. Ana binanın tarihi bilinen kısmı ise en az 80 yıllık... Şu anda burayı çalıştıran Mehmet Sarıkaya’nın babaannesine ait, fakat asıl iki aile bireyi var ki, unutmadan bahsetmem gerekiyor... 50 yıl berberlik yaptıktan sonra, oğlunun yanına gelen Mustafa Bey ve mutfağın patronu Esma Hanım... Tam bir aile işletmesi, her nokta ailenin kontrolü altında, fakat müdavimlerinin en çok aradığı, sorduğu kişiye özel çay demleyen ve masaya soğumasın diye altında koruyla getiren Mustafa Baba…

Kahvaltılar festivale dönüşüyor

Bu arada tesisi dolaşırken mutfağa giriyorum. Genç ve serbest giyimli bir aşçı, menemen yapıyor hem de bir executive şef edasıyla... Kim mi? Jüpiter Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Tayfun Topal, tabii hemen menemeni tattırıyor bana... Öğreniyorum ki, Bodrum Asmalı Çardak neredeyse ikinci adresiymiş.

Şimdi biz önce bir bahçeye bakalım... En güzeli şu ki mandalina, portakal, limon, nar, şeftali, malta eriği, muşmula ve zeytin ağaçlarının altında kahvaltı ediyorsunuz... İs, duman ve kirlilik yok. Tabağınıza ağaçlardan birkaç çiçek düşerse de ne mutlu size... Kahvaltı, serpme bir şekilde geldiği için, birden bire her şey masayı süslüyor. Bu yüzden de masa boyutları büyük tutulmuş. Önce bu mevsimin reçelleriyle başlayalım. Mandalina, portakal, limon ve bergamot, yazları ise çilek, şeftali, kayısı, vişne ve incir... hepsi ev yapımı....

Aile işletmesi olunca....

Sabahları 08.00’den itibaren başlayan bu keyif, bahçedeki eski usul taş fırında pişen ekmek, bazlama, mısır ekmeği ve yan komşunun tavuklarının yumurtasıyla değişik çeşitlerle, son olarak pişi ve özel bir mandıradan alınan kaymak da eklenince, festivale dönüşüyor. Bodrum’un çökelek peyniri, dil peyniri, Milas’ın balı ve bahçeden topladıkları yeşil zeytini de cabası...

En önemlisi ise Mehmet’in gururla bahsettiği Antep baklavası gibi hazırlanan lezzet... İçinde pazı, yeşil soğan yaprağı, maydanoz yaprağı, pancar yaprağı, dereotu, kaz ayağı ile ıspanak bulunan ve bazı mevsimlerde farklı otlar da eklenen böreğiyle, yalnızca burada yapılan balkabaklı börek, annesinin ekibinin en önemli spesiyallerinden...

Lezzetler, gelen misafir sayısına göre taze taze hazırlanıyor. Tabii aile işletmesi söz konusu olunca, her şey yerinden taze taze alınınca, doğrusu tat da bir başka oluyor.

Yazarın Önceki Yazıları