Ali Nail Kubalı

Ali Nail Kubalı

ankubali@gmail.com

Tüm Yazıları
Haberin Devamı

Değerli okurlarım, bir taraftan iktidar partisi diğer taraftan BDP hemen hemen aynı şikayeti dile getiriyorlar. Belki diyeceksiniz ki artık iktidar partisinin hakimlerden şikayeti azaldı, hatta durdu. Seçim öncesinde yspılan yasa değişiklikleri ile, hakim ve savcı tayinlerini yapan HSYK seçimlerini Adalet Bakanlığı’nın hazırladığı listeler kazandıktan sonra yapılan tüm atamalar büyük oranda iktidarı tatmin etti, hatta coşturdu. Hakim atamaları ve seçimleri ile ilgili olarak bir iktidar bakanının, “Yüce Allahım verdikçe veriyorsun!” coşkusunu demokrasi tarihimizde ilk defa bu dönemde duyduk!
Ama düne kadar iktidar partisi ağızlarından duyduğumuz şikayet, “Bu tayin edilmiş hakimlerin, halk iradesini temsil eden biz siyasilerin aldığı kararları iptal etmeye ne hakları var?” idi.
Peki bugün BDP ve DTK mensupları ne diyor? “YSK Yargıçları halkın iradesini hiçe sayarak halk tarafından seçilmiş, halkın vekilinin milletvekilliğini düşürmeye hakları yoktur. Halkın iradesi hiçe sayılmaktadır!”
Değerli okurlarım, bu son yıllarda alevlenen yargı erki ile yürütme ve yasama erkleri arasında doğan ihtilaflarda gerçekten de hata yargıda mı? Yargı haksız yere halkın iradesini hiçe sayarak kararlar mı almaktadır?
Önce dikkate almamız gereken hudsus şudur. Kanunları parlamento yapar. Ama bir kere yaptıktan sonra kanun tekrar parlamento tarafından usulüne uygun olarak değiştirilene kadar kanunları Yürütme (Hükümet) ve Yargı(Mahkemeler) uygular. Hükümet kanunları doğru uygulamıyorsa denetim mercii mahkemelerdir. Mahkemelerin görevi hükümetlerin keyfiliğini önlemektir. Yargı kanunları doğru uygulamıyorsa onun da denetim mercii üst mahkemelerdir.
Şimdi siz yasalarınıza veya anayasanıza hüküm koymuşsanız, demişseniz ki şu suçlardan mahküm olanlar milletvekili olamazlar. Bu kanun parlamento tarafından yapıldığına göre, hiç kimse, “Beni 10 binlerce seçmenim seçti, bu hakimler beni seçen halkın iradesini değiştiremezler. Yasalar ve Anayasa ne derse desin ben milletvekili olurum!” diyemez. Çünkü o yasaları yapan parlamento da milli iradeyi temsil etmesi için halkın bütünü tarafından seçilmiştir. O milli irade o kanunu değiştirmedikçe, hakimler o yasaları uygulamakla yükümlüdürler.
Hakimlere, “Efendim siz yasaları bir kenara bırakın, ülkede huzursuzluk olacak, terör tırmanacak. Bunu mu istiyorsunuz?” demek kimsenin hakkı değildir. Onların milli iradenin yaptığı kanunları uygulamaktan başka bir sorumlulukları yoktur. Açık yasa hükmü karşısında keyfi davranma hakları da yoktur. Eğer yasalarda bir hata varsa onu düzeltecek olan seçilmiş parlamentodur. Bu düzeltmeyi hakimlerin yapmasını isterseniz, işte o zaman gerçekten de bir zamanlar iktidarin dilinden düşmeyen “Juristokrasi”ye yol açmış olursunuz. Yani bu olayda çare siyasilerin elindedir, Hakimlerin değil!...
Seçimleri kazanmış bulunan KCK davası tutukluları ile “Ergenekon” ve “Balyoz” davaları tutukluları ile ilgili durum tamamiyle farklıdır. Onlarla ilgili mahkeme kararlarını gelecek yazımda ele alacağım, değerli okurlarım.