Aman avcı vurma beni

13.05.2018 Pazar

Nesli dünya ölçeğinde tehlikede olan “üveyik” ve “elmabaş patka” kuşlarının avlanması birçok ülkede yasak ama Türkiye’de yasal.

Kelebek etkisi”ni duymuşsunuzdur. Evrendeki küçük bir değişimin büyük sonuçlara yol açabileceğini savunan teorinin mottosudur. Dayanağı da ekosistemdeki iç içe geçmiş halimizdir. Nihayetinde biyolojik düzen, türlerin birbirini etkileyen davranışlarıyla işliyor. Solucan toprağa can verirken onunla beslenen kuş da toprağa tohum bırakıyor. Misal alakarga... Yemek için topladığı meşe palamutlarını birer birer toprağa gömer. Önce bir delik kazar, palamudu içine koyar. Sonra da diğer hayvanlar fark etmesin diye itinayla üstünü kapatır. Ama mükemmel hafızasına rağmen bazen unutur gömdüğü yeri. Ve oradan meşe filizleri fışkırır. Ormana dönüşür yani alakarganın unutkanlığı. Ama çoğumuz farkında değilizdir bu muazzam düzenin ve alakarganın o sistemdeki yerinin. O yüzden de türümüzden bazıları av olarak görür alakargayı. Oysa ki vurduğu kendi geleceğidir. 

Tabii sadece alakarga değil, günümüzde birçok kuş türü avcılık tehdidiyle karşı karşıya. Hatta popülasyonları düşen türler bile. Mesela nesli dünya ölçeğinde tehlikede olan “üveyik” ve “elmabaş patka”. Birçok ülkede avlanmaları yasak ama Türkiye’de yasal. YouTube’da nasıl daha iyi üveyik vurulabileceğine dair videolar bile var. Doğaseverler ise birkaç aydır bu durumu değiştirmek için çabalıyor. Bir kampanya yürütüyor kuş gözlemcilerinin başını çektiği bir grup. Doğa Derneği de destekçisi bu kampanyanın. Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’ne dilekçeler yazılıyor, mailler atılıyor.  

Dilekçe çağrısı

Amaç, Merkez Av Komisyonu’nun bu yılki toplantısında “üveyik” ve “elmabaş patka”ı avlanabilecek kuşlar listesinden çıkarmak. Zira bu iki tür, Nesli Tükenme Tehlikesi Altında Olan Türlerin Listesi’nin “hassas türleri” sınıfında. Kampanyanın mimarı ise 15 yıllık kuş gözlemcisi ve doğa fotoğrafçısı Mustafa Erturhan. Geçen yıl da boz kaz avının yasaklanması için benzer bir kampanyaya öncülük etmiş ve gönderilen dilekçelerden sonra boz kazlar av kapsamı dışına çıkarılmış. O yıl sadece 400 civarında boz kaz sayılmışken bu yıl sadece kendisinin Burdur’da 200 kadar kuşu saydığını söylüyor. Ek olarak dilekçelerin etkisiyle 7 günlük av süresi de 3’e düşürülmüş. “Sulak alanın içinde 7 gün avcı olması, o alanın kuşlar açısından yaşanılmaz hale gelmesi demek. Ayrıca sadece yasal avcılar da değil mücadele ettiğimiz. Kaçak avcı sayısı yasaldan çok. Aldığımız duyumlara göre yüzlerce avcı, ava kapatılan alanların açılması ve av kotalarının yükseltilmesi için komisyon toplantısı öncesi dilekçe sunmuş” diyen Erturhan, doğaseverleri dilekçe verip sürece katılmaya çağırıyor. Zira, “Herkes doğayı seviyor ama iş bir şeyler yapmaya gelince sayı çok azalıyor” diyor Erturhan.

Acıgöl tükendi

Dilekçede (örneği: http://www.dogadernegi.org/amanavci/ ) ayrıca, avcıların doğadaki canlı nüfusunu sınırsız ve kendilerine ait gördüklerine de dikkat çekilerek, zorunlu avcı eğitimlerinde mutlaka ekolojik dengeye dair bilgiler verilmesi de talep ediliyor. Diğer talepler ise şöyle: “Avlanacak tür limitleri canlıların nüfusuna göre çok yüksek. Bu limitler, bilimsel çalışmayla tekrar düzenlenmeli. Sulak alanlarda atılan av fişekleri nedeniyle kilolarca kurşun doğal çevreye saçılmış durumda. Bu kirliliğe ilişkin mutlaka çalışma yapılmalı. Daha önce ava kapalı olmasına rağmen birkaç yıl önce ava açılan Acıgöl’de doğal yaşam tükenme noktasına geldi. Acıgöl ve ülkemizdeki Ramsar alanları, avlak statüsünden çıkarılmalı.”

Doğal ibaresi yasaklansın!

Bir kampanyaya daha değinelim. Buğday Derneği’nin geçtiğimiz hafta başlattığı “’Doğal’ ibaresinin pazarlama amaçlı kullanımı yasaklansın” kampanyasına... Change.org’da başlatılan imza kampanyası, “doğal” ve “natürel” terimlerinin işlenmiş gıdalarda kullanımıyla tüketicinin yanıltıldığını savunuyor. Çünkü ürünün üzerine “Doğal” yazılınca, tüketicide müdahale edilmemiş ürün algısı oluşuyor. Kampanyanın mesajı ise şu: “GDO’lu yemlerle beslenen hayvanların sütünden elde edilen yoğurt paketlerinin üzerine ‘doğal’ yazmanın serbest olduğunu ya da üretiminde kanserojen madde glifosat kullanılmış sebze ve meyvelerin ‘doğal’ kabul edildiğini biliyor musunuz?

Genetiği değiştirilmiş mısır ve soya dahil, piyasadaki taze sebze ve meyvelerin çoğunluğu insan tarafından ıslah gibi yöntemlerle müdahale edilmiş ve yetiştirilen kültür bitkileridir. Diğer yandan doğadan toplanan, insanlarca müdahale edilmeyen ve yetiştirilmeyen mantar, kuşburnu, kekik gibi gıdalar da insan beslenmesinde kullanılıyor. “Doğal” teriminin, insan tarafından müdahale edilen ürünler için kullanılması algıda çelişki yaratıyor ve tüketiciyi yanıltma potansiyeli taşıyor. Ayrıca, Türk Gıda Kodeksi Gıda Etiketleme ve Tüketicileri Bilgilendirme Yönetmeliği Hakkında Kılavuz, tüm taze sebze ve meyveyi “doğal” olarak kabul ediyor. Ama her yıl birçok zirai ilaç, etken maddesi insan sağlığı açısından tehlikeli bulunduğu için yasaklanıyor veya ilgili kodekste kalıntı limitleri düşürülüyor.”

Yazarın Önceki Yazıları