"Duygular zayıflık olarak algılanamaz"

Eyal Winter ile farklı dillere çevrilen ve İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları tarafından Türkçeye de kazandırılan eseri "Akıllı Hissetmek" kitabını, oyun teorisini ve kadın-erkek farklılıklarını konuştuk.

17.04.2018 Salı Güncelleme : 17.04.2018-11:08 Salı

İhsan Dindar - milliyet.com.tr

 

Tutsak İkilemi, Bayes Teoremi ve Nash dengesi, bu üçü genel okur açısından ilk etapta korkutucu ifadeler olabilir. Ancak siz tüm bu oyun teorisi uygulamalarını anlaşılır bir dille aktarmayı seçtiniz. Bu konuda aldığınız tepkiler ne yönde?

Hayat ile ilgili içgörü veren tüm önemli fikirlerin, basit ve erişilebilir şekilde açıklanabileceğine inanıyorum. Eğer doğası gereği bir konu çok zor ise anlaşılır olmasına da imkân yok. Benim kitabımda yapmaya çalıştığım şey, oyun teorisi gibi matematik disiplinine özgü bu konseptleri bilimsel terminolojilerinden ayırmak, öz bilgiyi daha az önemli olan kısımlardan ayrıştırarak farklı örneklerle hayatımızı etkileyen kısımlarını gösterebilmek. Birçok okuyucumdan, bu konseptleri anlamanın düşünmelerine olanak sağladığını ve bu sayede bilimsel konseptleri anlama konusunda kendilerine olan güvenlerinin arttığını duymaktan elbette çok memnun oldum.

 

Bazıları duygularla hareket etmeyi insanın bir zaafı olarak kabul ediyor. Örneğin Daniel Kahneman ile bu konuda zıt görüşlere sahipsiniz. Bu işe nasıl bir yorum getiriyorsunuz?

Duygular zayıflık olarak algılanamaz çünkü onlar olmadan insanoğlunun yaşamını sürdürebilmesi de mümkün değildir. Davranışsal ekonomi literatürünün önemli bir kısmında, duyguların bize zarar verdiği ve bu nedenle de bireylerin önemli karar süreçlerinde duygularını göz ardı etmek istediğinden bahsedilir. Tıpkı Uzay Yolu’ndaki Mr. Spock’un yaptığı gibi. Ben ise, kitabımda okuyuculara, duyguların karar alma süreçlerimize nasıl yardım edebileceğini, hatta bu süreci nasıl kolaylaştırabileceğini gösteriyorum. Anlaşmazlık ya da müzakere gibi interaktif durumlarda, duygular bizim tercihlerimizi netleştirmemize ve stratejik pozisyonumuzu güçlendirmemize yardım eder.

 

Bir karar alma sürecinde tıkanıklık yaşayıp mantık ile duygu arasında zorunlu bir seçim yapma durumunda olduğunuzu varsayalım. Bir tercihte bulunur muydunuz?

Ben her ikisinin kombinasyonunu seçerdim. Salt duygularımıza dayanarak karar vermek onları tamamen göz ardı etmek kadar yanlış.  Etkili bir karar alma süreci, duygu ve mantık arasında yoğun bir tartışmayı içermelidir. Mantık, edindiğimiz bilgiyi işlememizi ve o bilgiyle en doğru eylemi tanımlamamızı sağlar. Duygular ise aslında ne istediğimizi anlamamıza ve bunu etkili biçimde çevremize yaymamıza yardım eder.

 

 

Kitabınıza da isim olarak seçtiğiniz “Akıllı hissetme”nin insan yaşamında belirleyici bir önemi var mı?

Akıllı Hissetmek” aslında bir kelime oyunu: “Hissetmek” kelimesi duyguları temsil etmesi, “akıl” kelimesi ise rasyonelliği ifade etmesi sebebiyle seçildi. Bir diğer yandan da, kendimize güvenimiz olduğunda ve bir şeyi yapabildiğimizi gördüğümüzde kendimizi zeki hissederiz. Ben de okuyucularımın kitabı okuduklarında, karar alma süreçlerinde kendilerine daha çok güvenmelerini umuyorum.

 

Kitabınızı henüz okumamış okurlar adına sormak isterim. Cinselliğe uzanan süreçte erkek ve kadının yaklaşımlarındaki farklılıklar göz önüne alındığında sizce hangisi daha “duygusal rasyonel”?

Duyguları işleme ve ifade etme konularında erkekler ve kadınlar farklılar. Bu farklılıklar, kadın ve erkeklerin üreme ve çocuklarının hayatta kalmalarını garanti etme gibi konularda oynadıkları farklı rolden kaynaklanıyor. Bu farklılıklar sıklıkla eğitim gibi çevresel faktörler sebebiyle de yoğunlaşıyor. Hayal kırıklığı yaşamaktansa, ben bu farklılıkların nereden geldiğini anlamaya çalışıyorum. Bu farklılıkların kökenini anlamak hem hayal kırıklığımızı azaltacak hem de romantik ve cinsel hayatımızın gelişmesini sağlayacaktır.

 

Eseriniz birçok dile çevrildi. Son olarak Türkçede de İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları tarafından yayımlandı. Kitabı okuyanlar üzerinde herhangi bir etki bırakmayı hedeflediniz mi?

Elbette kitabın şimdiden yedi dile çevrilmiş olması beni çok mutlu etti. Daha birçok dile çevrilecek. Birbirinden farklı kültürlerde ilgi görmüş olması aslında insanoğlunun birbiriyle ilişkide ve karar alma süreçlerinde oldukça benzer olduklarının kanıtı niteliğinde. Aynı zamanda oldukça benzer endişelerimiz ve ikilemlerimiz var: İşimi değiştirmeli miyim? Mevcut ilişkime devam etmeli miyim? Bugün daha çok para harcamalı mıyım yoksa yarınları düşünüp biraz biriktirmeli miyim? Tüm bu temel ve günlük sorular küresel olma niteliğinde ve umuyorum ki kitabım, insanların bu soruları cevaplamaları için yararlı mekanizmalar sunacaktır. Elbette birçok kişisel gelişim kitabının yaptığı gibi büyülü bir reçete sunarak ya da bir tarif vererek değil. Okuyucuların hisleri ile ilgili, neden bu şekilde hissettiğimizi ya da davrandığımızı anlatan bir araç olmalıdır. Bence bu anlayış bizim daha iyi karar vermemize sebep olacaktır.

 

ihsan.dindar@milliyet.com.tr

SİZİN İÇİN SEÇTİKLERİMİZ