KAFEDEKİ ASLANIN SIRRI...

06.07.2018 Cuma

Geçtiğimiz haftalarda Facebook’ta en çok paylaşılan hayvan videoları arasında bir tanesi içimi parçalamıştı. ABC haber sitesinin ‘Bütün gün görüp göreceğimiz en sevimli şey’ olarak lanse ettiği videoda, Nashville Hayvanat Bahçesi’ne giden beş yaşında bir oğlan çocuğu camekanın arkasındaki ayının karşısında zıplıyor, o zıpladıkça ayı da zıplıyor, karşılıklı hoplayıp zıplıyorlar. Sevimli gerçekten. O hayvanın asıl yerinin orası olup olmadığını düşünmediğiniz sürece... 

Öyle ya, ne işi var ayının hayvanat bahçesinde? Ne kadar şahane koşullara, ‘doğala’ en yakın su, hava, ve bitki örtüsüne sahip, yediği önünde yemediği ardında olsun, bu hayvanın doğal ortamı orası değil. Ve tabii her şeyden önce hayvanlar bizim oyuncağımız, eğlencemiz değil. Çok iyi bakıyor olmak vahşi bir hayvanı kapatmanın gerekçesi olabilir mi? 

Biz de sık sık Afrika’dan gelen bilmem ne hayvanının adeta altın kafesler içinde dört gözle ziyaretçilerini beklediğini bildiren sosyal medya duyurularıyla karşılaşıyoruz. Şu ara Polonezköy’deki Mevzoo adlı kafe ve ortasında camekan boyunca volta atan aslan var gündemde mesela. Nargile salonu olarak da tanıtılan ama yeme içme-servisi de bulunan bir yer burası. Adından anlaşılacağı gibi, bir çeşit hayvanat bahçeliği görevi de görüyor. Bir de aslanları var, ismi Khaleesi. 

Bir rehabilitasyon merkeziymiş! 

Küçük bir delikten besleyebildiğimiz Khaleesi’nin, bence epey iç acıtan görüntüleri sosyal medyada epey ses getirdi. İnsanlar ayağa kalktı “Ne işi var bu hayvanın orada?” diye, Orman ve Su İşleri göreve çağrıldı ve en sonunda medyada ‘Nargile kafedeki aslanın sırrı çözüldü’ başlıklı haberler çıktı. İnsan “Meğer aslan kendisi ormandan kaçıp kafeye sığınmış, git deseler de gitmiyormuş” gibi bir gizem çıkacak sanıyor altından ama hayır, mekanın gerekli izinleri varmış, orası bir hayvan rehabilitasyon merkeziymiş, aslanın sırrı bu. 

Zaten Khaleesi’nin fotoğrafıyla birikte mekanın sosyal medya hesabından paylaşılan metinde, aslan kendi ağzından Antalya’da bir hayvanat bahçesinde doğduğunu, gerçek ana babası ona bakmayıp ölüme terk ederken, insan babasının ona sahip çıktığını, elleriyle beslediğini, bu yüzden türdaşlarıyla değil insanlarla anlaştığını, doğaya uyum sağlayamayacağını anlatıyor. Duygusal bir öykü, evet. Ama hâlâ aslanın bir kafede bir aşağı bir yukarı volta attığı gerçeğini değiştirmiyor. Hayvanat bahçesinde doğmuş olmasıyla başlayan kadersizliğini sürdürmek yerine, onu doğaya adapte edip salmak doğru olan, dünyanın her yerinde vahşi hayvanlar için uygulanan yöntem bu. 

Bu arada Khaleesi mektubunda insan babasının ekstrem fikirleri olduğundan söz etmiş; “İnsanları kafese koyup hayvanları doğaya salacakmış” diyor. Kulağa fena gelmiyor değil mi? Hayvanlar da rahat eder, ağaçlar da, su da, toprak da.

Yazarın Önceki Yazıları