‘KLAVYE DELİKANLILARI’ NE YAPMALI?

07.10.2017 Cumartesi
Geçtiğimiz hafta Show TV’de yayına giren ‘Klavye Delikanlıları’, dizi dünyası için farklı bir tat vadediyor. Proje, yeni nesil bir dolandırıcılık şebekesinin hikayesini konu alıyor. Sanal, dijital ortamların dolandırıcıları yani. Dili ve esprileri günümüz sosyal medya gençliğini yakalamayı hedefliyor. Oyuncu kadrosu da oldukça parlak. Beş sezon ‘Seksenler’de orta halli bir aile babasını canlandıran Rasim Öztekin, 180 derece zıt bir karakterle sürpriz yaptı. Uraz Kaygılaroğlu, Vildan Atasever, Kaan Yıldırım, Ali Barkın, Selen Seyven ve Sinan Çalışkanoğlu’ndan kurulu castı çok renkli ve konseptine uygun.

Show TV böyle bir iş yapmakla çok iyi etmiş. Büyük kanalların sürekli birbirine benzeyen işlerle rekabet etmesi yanlış. Farklı projeler denemeli. Seyirci böyle şeyler bekliyor. Fakat şöyle bir tehlike var. ‘Klavye Delikanlıları’nın hedef kitlesi olan gerçek klavye delikanlıları, akşam haberlerinden sonra, kanalın belirlediği gün ve saatte televizyon karşısına kurulup, reklamlarla 3.5 saat süren dizi izlemek ister mi? İzliyorlar mı? Hayır. Onlar bir ellerinde telefonla Instagram’a bakıp, Twitter’dan gündemi takip edip, aynı anda dizi izleyebilen bir kuşak. YouTube’da beş dakikadan fazla videoları bile uzun buluyorlar. Hızlandırarak izliyorlar. Üstelik, canları ne zaman nerede isterse orada izliyorlar. Belki gece yarısından sonra izlemeye başlıyorlar. Arka arkaya bölümleri seyretmeyi seviyorlar.

‘Klavye Delikanlıları’ genç kuşağın ilgisini çekti. Yayınlandığı akşam çok uzun bir süre Twitter’ın en çok konuşulan gündemiydi. Şöyle bir baktım, sevmişler de. Buraya kadar
bir şey yok. Sorun şu. Bu kitle diziyi izler ama televizyon reytinglerine aynı oranda yansımaz. Normalde Twitter’da bu kadar liste başı olan bir dizi, ertesi gün reytingte iyi
bir sonuç almalı. Ama bu proje alamadı. Böyle bir çelişkili durum var.

Şöyle bir örnek biçimsiz olmaz umarım. Balık restoranınız var ama sizin müşteriniz evde yemeyi tercih ediyor. Siparişler yoğun ama dükkan biraz boş. Dükkan kapatılmalı mı? Hayır. Reytingleri beklenen gibi olmazsa bile Show TV diğer diziler gibi değerlendirmeden başka bir formül bulmalı ve direnmeli. Mesela saat 23.00’ten sonra ikinci dizi olarak yayınlamak, süreyi kısa tutmak. ‘Daha dur, yeni yayınlandı hemen olumsuz düşünme’ diyenler olabilir. Ama çok örneğini yaşadık. Erkenden tedbir almak gerek.

Bu tip işlerin ayakta kalabilmesi için reyting duasına çıkmak yerine, içeriğine,
mecrasına ve seyircisine uygun çözümler geliştirmek hepimizin yararına olur.
‘Klavye Delikanlıları’nın yolu açık olsun.

Ana akım medya hangisi?

Ana akım medya her geçen gün tahtını kaybetmeye doğru gidiyor. Habercilikte en önemli kriter doğru haberi vermek kadar hızlı olabilmek. Ana akım medya, hıza ulaşabilmek için sosyal medyayı kullanıyor. Yani aslında tüm gücüne rağmen deplasmanda. Bir haber, büyük bir gazetede yer aldığında sosyal medyada gündem olması gerekirken şimdi tam tersi oluyor. Sosyal medyada gündem olan, ana akımda o ölçüde önemseniyor.

Geçtiğimiz günlerde bu duruma uygun bir medya kazası yaşandı. Gündemde Melih Gökçek’in istifa edip etmeyeceği vardı. Gökçek akşam saatlerinde Beştepe’ye çağrılınca gündemdeki yeri bir numaraya yükseldi. Bu sırada CNN Türk’te Hande Fırat’ın sunduğu ‘Gece Görüşü’ programında da bu konu konuşuluyordu. Genelde kulis haberlerini önceden duyuran Abdulkadir Selvi, Gökçek’in Twitter’dan istifa edeceğini açıkladığını duyurdu.

Şöyle diyelim, büyük bir haber kanalı canlı yayında haberi en hızlı verebilmek için sosyal medyayı takip ediyordu. İşte evinde oturan bir sosyal medya kullanıcısıyla büyük bir haber kanalı eşitlenmiş oluyordu. Dedim ya, artık sosyal medya ana akım medya için bir deplasman alanı. Programdaki diğer konuklar hemen uyarıyı yaptı. Bu hesap Melih Gökçek’in kendi hesabı değildi, bir trol hesabıydı. İşte sosyal medyanın gücü!

 

Yazarın Önceki Yazıları