Müziğimizin hiçbir kısıtlaması yok

2012'de ilk albümlerini yayınladıktan sonra dikkatleri üzerine çeken Ürdünlü rock grubu El Morabba3, geçen sürede hayran kitlesini daha da arttırdı. Yaptıkları müziği karmaşık, gürültülü ve enerjik olarak tanımlayan grubun solisti Muhammad Abdullah ile 5 ve 6 Ekim'de Salon İKSV'de verecekleri konser öncesi bir röportaj gerçekleştirdik.

28.09.2018 Cuma Güncelleme : 28.09.2018-15:00 Cuma

İhsan Dindar - İstanbul

 

Orta Doğu coğrafyasında bilindik müzik kalıplarının dışında müzikler yapmaktasınız. El Morabba3 ortaya nasıl çıktı?

Kolektif bir çatı altında müzik üretmek isteyen müzisyenler olarak bir araya geldik. Amacımız mümkün olduğunca geniş bir sound çeşitliliği yakalayarak geniş kitlelere ulaşmaktı. Müzik bizim için aslında hem bir kaçış hem de bir geri dönüş. Hiç kimsenin hayat yolculuğuna bir sınır getirmediğimiz, hislerimizi, düşüncelerimizi aktardığımız bir pencere… Yolculuğumuz 2009 yılında başladı. Başta öyle çok ciddi bir oluşum değildi, sadece hepimizin müzik sevgisi ağır basıyordu, birlikte müzik yapmaktan keyif alıyorduk. Herkesin daha önce başka gruplarla deneyimleri vardı. Şanslıyız ki zaman içinde iyi bir uyum yakaladık ve kendi soundumuzu, tarzımızı oluşturabildik. Farklı platformlarda müziğimizi paylaşma imkânı buldukça bizi seven, takip eden insanlar olmaya başladı. Daha sonra bizim çalışmalarımız da daha ciddi ve profesyonel bir boyut kazandı. 2012 yılında ilk albümümüzü yayınladık. Çok iyi dönüşler aldık, bu da bize dinleyicilerimize ve müzik dünyasına duymamız gereken sorumluluğu bir kere daha anımsattı. O zamandan bu yana da elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışarak yolculuğumuza devam ediyoruz.

 

Yaptığınız müzik itibarıyla kendinizi yeni bir türün öncüsü olarak nitelendiriyor musunuz? Müziğinizi şekillendiren unsurları öğrenebilir miyiz?

Bunu bizden ziyade dinleyicilerimizin bu yönde değerlendirmesi önemli. Umarız öyle düşünüyorlardır. Alternatif müzik sahnesi kategorisinde değerlendirilebilecek çok sayıda grup var… Hepsinin tarzı, ruhu, dokusu farklı… Bizimki de farklı… Kendi özgün soundumuzu bulmak ve daha da geliştirmek için çalışıyoruz. Her grubun ya da sanatçının kendi kimliği, müzikal DNA’sı var. El Morabba3’yı diğerlerinden ayıran unsurları somut olarak ifade etmek hayli zor. Biraz karmaşık, gürültülü, enerjik, kimi zaman melankolik ya da hayalci bir soundumuz var. Müziğimizin hiçbir kısıtlaması yok. Örneğin ikinci albümümüz Taraf Al Khait’te, elektronik müzik tarafımızı biraz daha yoğun deneyimledik. Bazı şarkılarda, yaylılar, trompet gibi farklı enstrümanlar kullandık. Seslerle daha çok oynayabileceğimiz daha geniş bir alan yaratması bakımından elektronik öğelere daha çok yer verdik. Kadın seslerle, farklı müzisyenlerle çalıştık. Bilgi dağarcığımızı genişlettik, müziğimize daha farklı sesleri nasıl ekleyebileceğimiz konusunda yeni bakış açıları geliştirdik. Bizim için çok verimli ve keyifli bir süreç oldu. Bu albümün bizim olgunlaşmaya başladığımız ve müziğimizi bir adım öteye taşıdığımız dönemi yansıttığını söyleyebiliriz.

Doğu ile Batı ilişkisine, etkileşimine bakışınız ne yönde?

Müziğimizi oluştururken esinin büyük bir kısmını kültürlerarası çeşitlilikten alıyoruz. Doğu ya da Batı fark etmeksizin dünyanın her yerinden sesler, ritimler bizi besliyor. Sanatsal yaratıcılığın ve üretimin en güzel kaynaklarından birinin de bu güzel etkileşimler olduğunu düşünüyoruz.

 

En son 2016’da Taraf al Khait albümünüzü yayınlandınız. Yakında bir albüm çalışmanız olacak mı?

Müzik üretmek, yeni şeyler paylaşmak konusunda her zaman planlarımız var. Ancak önümüzdeki dönemlerde daha çok single’lara ve kliplere odaklanmayı önceliyoruz. Her albümün belli bir sound kalitesine, yeniliğe, taze fikirlere ihtiyaç duyduğu inancındayız, bunu elde edebilmek için gereken zamanı en iyi şekilde değerlendirmek ve yatırımımızı bu yönde güçlendirmek istiyoruz.

 

Ününüz Arap dünyasını aştı. Artık Avrupa’da da bir hayran kitleniz var. İngilizce albüm ya da şarkı yapmayı düşünür müsünüz?

Az önce de belirttiğim gibi söz konusu müzik olunca tüm engeller, sınırlandırmalar ortadan kalkıyor. Eğer bizim bakış açımıza, düşüncelerimize, hislerimize uyan projeler olursa neden olmasın... Ama açıkçası şimdiye kadar bu anlamda ciddi bir planımız ya da çalışmamız olmadı. Belki de kendi kültürümüze, müziğimizle ve şarkı sözlerimizle ayna tutmak için anadilimizde yazmak daha iyi geldi.

Türkiye’de özellikle Laykoon şarkınızla tanındınız. Şimdi de İstanbul’da sahne alacaksınız. Doğu ile Batı müziğinin kesiştiği bir kentte müzik yapmak neler hissettiriyor size?

Türkiye, kültürel anlamda ve elbette müzik dünyasında bölgedeki en önemli destinasyonlardan biri. Biz de bu fırsatı elde edebilmek için uzun zamandır bekliyorduk. Türkiye’de çok iyi bir müzik dinleyicisi olduğunu biliyoruz, hatta bizi dijital platformlardan takip eden dinleyicilerimizden mesajlar da alıyorduk. Sonunda müziğimizi paylaşmak üzere geleceğimiz için çok mutlu ve heyecanlıyız. Üstelik iki gece üst üste sahne alacağız. Bizi takip eden, müziğimizi keşfetmek isteyen herkesi konserlerimize bekliyoruz.

ihsan.dindar@milliyet.com.tr

http://instagram.com/ihsandinovski

SİZİN İÇİN SEÇTİKLERİMİZ