Tayfun Bayındır

Tayfun Bayındır

tayfun.bayindir@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları
Haberin Devamı

Önce hem Vincenzo Montella’ya hem de bizim çocuklara bir hoş geldin diyelim... Ayağınıza sağlık, yüreğinize sağlık... Hem güzel futbola hem büyük takım yenme becerisine hem de “İşte Bizim Milli Takım” demeye hasret kalmıştık. Bu hasreti de giderdiler, kocaman bir alkış... İpler bizim elimizdeydi, gruptan ikinci olarak çıkma hesapları yapıyorduk, ipler şimdi daha güçlü biçimde kontrolümüzde, bundan sonrası liderlik hesabıdır.
Montella’nın on biri açıklandığında bir kişinin dahi, “işte sahaya çıkması gereken on bir bu” diye düşündüğüne inanmıyorum. Çoğunlukla “nereden çıktı bu on bir” değerlendirmesi yapılmıştır, ki ben de o değerlendirmeyi yapanlardanım. Takımında oynamayan Samet, santrfor kimliği olmayan Barış Alper, önceki maçların en çok tartışılan 1.90’lık sol beki Cenk, hepsi kadroda... Doğal olarak bizi hem telaş sardı hem tedirginlik bir o kadar da korku... Ama yanılmışız...
İtalyan hocanın bu kadar kısa sürede bu kadar etkileyici değişimi sağlayacağını görmesek inanmazdık. Hoca katkısı kesinlikle çok yüksek ama oyuncular da bir başkaydı. Asla “Kuntz döneminde niye böyle oynamadınız?” sorgulamasını ben yapmam... Eminim yapan çok olacaktır. Zaten bu sorgulamadan bir sonuç çıkmaz. Sonuç tabelada yazıyor..
Mükemmel bir ilk yarı oynadık. Montella’nın 4-2-3-1 sistemi birinci 45’te mükemmel işledi. Hırvatların aksine baskı yapan bizdik, dönen topları alan da topa sahip olan da... Maç öncesi kanatlarını kullanacağını, araya koşu yaptıracağını net bir şekilde söyleyen Montella, Kerem, Barış, Ferdi ve zaman zaman İrfan Can ile söylemini eyleme çevirdi. Bu süreçte ve aslında maçın tamamında olağanüstü bir ikili vardı ki onlar İsmail ile Salih’ti... İkisi de hem baskı yaptılar hem de savunma... Hem dönen topları topladılar hem de mükemmel istasyon olup takımın sakin ve dingin kalmasını sağladılar.
İkinci yarı klasik golü koruma içgüdüsü ve Hırvatların etkili baskısı millilerimizin çok çabuk geriye yaslanmasına neden oldu. Neredeyse 40 dakika topu Hırvatlara bırakıp biranda 4-5-1’e döndük. Hatta zaman zaman 4-6 oynadık. Ama yaptığımız asla “Çanakkale geçilmez” değildi. Tüm oyuncularımız teknik bir takım olduklarının farkındaydılar, nasıl oynayacaklarını biliyorlardı ama en önemlisi yakaladıkları bu büyük fırsatı kaçırmak istemiyorlardı. İlk yarıda bir gol atıp üç tane de çok önemli fırsat kaçıran Milli Takım ikinci yarıda belki hiç pozisyon bulamadı ama Dünya İkincisi Hırvatlara da pozisyon vermedi.
Montella harika başladı. Bu sonuç takımla olan bağını hızlı bir biçimde güçlendirecektir. Sırada görece daha kolay bir maç var. Evimizde oynayacağız. Müthiş bir seyirci desteğimiz olacak. Bir üç puan daha bizi finallere taşıyacaktır. Bunu rahatlıkla yapabilecek bir takımımız olduğunu dün kanıtladık. Yeter ki, dereyi geçerken çayda boğulmayalım. Tarihimiz böylesi maçlarla dolu çünkü...