Asu Maro

Asu Maro

amaro@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları

Sinemada, tiyatroda, bütün ödül verilen alanlarda bitmeyen tartışmadır… Kimlerden oluşmalı bu jüri denen belalı ‘makam’? Alanın profesyonellerinden; yazar, yönetmen, yapımcı, oyuncu, akademisyen, eleştirmen… Böyle sayınca iş kolaymış gibi görünüyor ama o kişinin o yıl ödüle aday bir işte yer almaması, hatta herhangi bir işle uzak – yakın bağının olmaması gibi kriterler koyunca, ortaya meslekten emekli olmuş, ununu elemiş, eleğini asmış birilerinden oluşmalı gibi bir sonuç çıkıyor.

Gerçi bu kriterleri karşılayan beş ila yedi insanı bir araya getirmeyi başarsan da birileri mutlaka mutsuz olacak. Afife Tiyatro Ödülleri Jürisi mesela 33 kişiden oluşuyor, kimse memnun değil. Zamanının tamamını oyun izleyerek geçirmeyi göze alman yetmiyor, bir de kimseyi küstürmekten çekinmeyeceksin.

Haberin Devamı

Sinemada en azından ön jüriden geçmiş 10-12 tane film getiriliyor önünüze, izleme alanınız sınırlı. Gelgelelim orada da ‘conflict of interest’ (çıkar çatışması) meselesi neredeyse çözümsüz. Kimin kiminle daha önce çalıştığı, ileride çalışabileceği, bir gün çalışma umudunun olduğu, bunlar hep kararı etkileme ihtimali olan şeyler. Etkilemese de etkilediğine inanılacak, değiştiremezsiniz bu kanıyı. Hep kulislerde konuşulan şeydir, “Jüride falanca var, filancaya hayatta çıkmaz ödül, berikine çıkar”.

Çıkar çatışmaları

43. İstanbul Film Festivali’nin ödül töreninden sonra da bir polemik baş gösterdi. Ulusal Belgesel Yarışması’nda “Dargeçit”in (yön: Berke Baş) en iyi film seçilmesinin ardından yönetmen Gürcan Keltek bir tweet attı ve “Altyazı Dergisi’nde yazı yazmış insanların Altyazı yayın kurulunda bulunan yapımcıların filmlerinin bulunduğu yarışmalarda jüri olarak yer almaması gerekiyor,” dedi. Kastettiği jüri üyesi sinema yazarı Evrim Kaya, yapımcı da Enis Köstepen. Ardından Evrim Kaya yarışmadaki hangi filmlerin yönetmenlerinin, yapımcılarının yakın arkadaşı olduğunu ve onlara ödül çıkmadığını sıraladı, doğal olarak. Üstelik kendisi Altyazı dergisinin ana kadrosunda değil, yılda bir iki kez dışarıdan yazan bir yazar ki Altyazı’ya yazmamış sinema yazarı neredeyse yok.

Haberin Devamı

Hayatta çok daha güçlü arkadaşlık ve iş bağları var. Jürilerin hepsine o gözle bakıp pek çok bağlantı tespit edebiliriz ve gerçekten jüri oluşturmak imkânsız hale gelir. Olmuş ve olacak bütün çalışma ihtimalleri birer engeldir. Hatta aynı engel jürinin kendi içindeki dengeler için de geçerli olur. Örneğin hangi oyuncu jüri başkanı filminde oynamak istediği bir yönetmense onunla çatışmak ister?

Böyle bakınca kim olacak jüride? İki yıl önce kaybettiğimiz sinema yazarı arkadaşımız Murat Özer’in bir konuşmada söylediği “jüriler sinema yazarlarından oluşmalı” sözü geliyor aklıma. Bence makul. Filmlerle organik bağı olmayan, bir gün o yönetmenlerden birinin oyuncusu, kurgucusu, görüntü yönetmeni olmayı planlamayan kişi, sinema yazarı aslında. Üstelik en çok film izleyen, ödüle aday yönetmenlerin nereden gelip nereye gittiğini bilen, filmi farklı yönleriyle değerlendirebilen kişi.

Oysa şöyle bir ulusal yarışmalarımıza baktığımızda Adana Altın Koza dışında ana jürisinde sinema yazarı bulunan festival göremiyoruz. Mutlaka olmalı. Tamam, tamamı onlardan oluşamaz ama sinirleri sağlam, her ödül sonrası kararın objektif olduğunu, ödülün eş dost kayırmak için ya da politik sebeplerle değil gerçekten film iyi olduğu için verildiğini usanmadan anlatacak sinema yazarı şart, ana jürilere.