Maslow ihtiyaçlar hiyerarşisi

7 Temmuz 2018

Abraham Maslow 1943 yılında ‘İnsanın İhtiyaçlar Hiyerarşisi’ adında bir kuram geliştirmiştir. Bu kuramda, bir insanın yaşam içinde motivasyonunu oluşturan güdülerini belirlemiştir.
5 ana grupta topladığı bu ihtiyaçları önem sırasına göre bir piramidin basamaklarına yerleştirmiştir. Bu ihtiyaçlar insanın hayatının içinde önem sıralamasına göre belirlenmiştir. Yani bazı ihtiyaçlarımızın diğerlerinden daha önce giderilmesi gerekmektedir.
Fizyolojik ihtiyaçlarımız, sıralamada birinciliği almıştır.
Hiyerarşinin en alt basamağını oluşturan fizyolojik ihtiyaçlarımız açlık, susuzluk, uyku, barınma ve bunun gibi yaşamak için temel olan ihtiyaçlarımızdan oluşur.
Bunlar yaşamda fiziksel varlığımızı korumamız için ihtiyaç duyduğumuz gereksinimlerdir.
Fizyolojik ihtiyaçları karşılanmamış bir insan bir üst basamağa geçemez.
Örneğin karnı aç ve susuz bir insanın öncelikle bu fiziksel ihtiyacını karşılaması gerekecektir.

Yazının Devamı

Aile olmak

23 Haziran 2018

Sözlük, aileyi toplum içindeki en küçük bütün olarak tanımlar. Bana kalırsa aile toplumun en küçük değil, en önemli ve en büyük birimidir.
Her şey ailede başlar ve biter. Veya ailede hiçbir şey başlamaz, doğru gitmez ve her şey ailede karmaşıklaşır.
İnsan bir aileye doğar. Aile, bir sistemdir ve bireyi ailesinden soyutlayarak anlayamayız. Çocuklar ilişki, sevgi ve yaşama dair birçok şeyi ailede öğrenir veya öğrenmez. Anne-baba arasındaki ilişkiden kadın-erkek ilişkisine dair temel bir kalıp çıkarır.
Erkekse erkekliğe, kızsa kadınlığa dair temel kavramlarını burada edinir. Saygı, sevgi, iletişim, evlilik ve çocuk yetiştirme anlayışı, insanın özü genelde ailede şekillenir.
Doğduktan sonra kendi bakımını üstlenemediği için öncelikle fiziksel bir bakıma muhtaçtır. Aynı zamanda sosyal olarak da beslenmeye ihtiyaç duyar.
Açlık gibi fiziksel bir ihtiyacı karşılanırken bile ona bakan kişiyle kurduğu bağ üzerinden hayata bir bakış açısı geliştirir.
Bağlanma dediğimiz olay ailede başlar. İnsan hayata bağlanırken ona bakım veren kişilerin tutumlarına bakarak karar verir.

Yazının Devamı

İyi bayramlar

16 Haziran 2018

Bizim gelenek ve göreneklerimizin birçoğunun birleştirici ve iyileştirici bir yanı vardır.

Atalarımız birlikte olmayı, birlikten kuvvet bulmayı ve birliğin gücünü anlatan birçok söz söylemiş. “Bir elin nesi var, iki elin sesi var” gibi atasözleriyle, beraberliğin önemi eskiden beri vurgulanmış. Yine, en önemli değerlerimizden biri, aile ve aile bağlarına verdiğimiz önemdir. Aile her kültürde kutsaldır ama bizim geleneklerimizde özellikle birleştiricidir.

Çoğu kültürde bireysellik ön planda iken bizim kültürümüzde beraberlik öne çıkar. İyi günde, kötü günde yalnız olmak değil sevdiklerimizle olmak, bizde âdettendir. Çoğu kültürde gençler aileden kopup kendi ayakları üstünde yaşar. Bireysellik desteklenir. Bizim ailelerimizde çocuklar kopmaz, geniş aile olarak, aileler genişler.

Çekirdek aile ve geniş ailenin sınırları bulanık olmadığı sürece sorun yoktur. Kimi zaman bu sınırlar iç içe geçer ve sağlıklı aile yapısı bozulur. Bu gibi durumlardan bir sonraki yazımda bahsedeceğim.

Şimdi beraberliğin insanın psikolojisine iyi gelen yanlarına bakalım.

İnsan, bir sevdiğinin, bir yakınının varlığından bile destek bulur.

Zor zamanlarında yanında bir dostunu bulmak, ailesinin yanında olduğunu

Yazının Devamı

Öğrenilmiş çaresizlik

9 Haziran 2018

Öğrenilmiş çaresizlik, insanın sürekli olarak başarısızlığa uğrayarak, çabalasa da bir şeyi değiştiremeyeceği inancı edinip ve bir daha deneme cesaretini yitirerek çabalamayı bırakmasıdır.

Bunu en kısa yoldan pirelerle yapılan deneyi örnek vererek anlatabilirim:

Bilim adamları pirelerin farklı yükseklikte zıplayabildiklerini görür. Birkaçını toplayıp 30 cm yüksekliğindeki bir cam fanusun içine koyarlar. Metal zemin ısıtılır.

Sıcaktan rahatsız olan pireler zıplayarak kaçmaya çalışır ama başlarını tavandaki cama çarparak düşerler.

Zemin de sıcak olduğu için tekrar zıplar, tekrar başlarını cama vururlar. Ne olduğunu bilmediklerinden, kendilerini neyin engellediğini anlamakta zorluk çekerler. Defalarca kafalarını cama vuran pireler sonunda o zeminde 30 santimden fazla zıplamamayı öğrenirler.

Bilim adamları pirelerin hepsinin artık 30 cm zıpladığını görünce deneyin ikinci aşamasına geçerler ve tavandaki camı kaldırırlar. Zemini tekrar ısıtırlar.

Tüm pireler yine eşit yükseklikte, 30 cm zıplarlar.

Deney sonucunda tavandaki cam engelinin kaldırılmış olması pirelerin daha yükseğe zıplamalarına imkan doğmasına rağmen pireler buna hiç cesaret edemezler.

Yazının Devamı

Başarılı olunca daha mı değerli?

2 Haziran 2018

Başarılı ve değerli olmak arasında bir ilişki var mı? Başarılı insanlar diğerlerine göre daha mı değerli? Bu soruya cevap verebilmek için önce başarının tanımında anlaşmamız lazım. Sonra da “neye ve kime göre başarılı?” sorusunun cevabını düşünmeliyiz.

Ancak gelin görün ki çok büyük ihtimalle tek bir cevapta anlaşamayacağız. Sizin başarı tanımınızla benim başarı tanımım uyuşmayabilir.

Yani birisinin “başarı budur” dediği bir şey başkası için bir anlam ifade etmeyebilir.

Öncelikle öğrencilerin yaşadığı bir sıkıntıdan bahsetmek istiyorum. Bazı aileler çocuklarına “başarılı olursan değerlisin” mesajını iletiyor.

Yani çocuk “Ancak başarılıysam annem ve babamın gözünde değerliyim” düşüncesine inanıyor. Böyle bir şey olabilir mi demeyin. Maalesef bu durum bazen doğru!

Matematikten 100 aldığında yerlere göklere koyulamayan çocuk, düşük not aldığında sınırsızca eleştiriliyor.

Hatta bazen anne-baba öylesine kızıyor ki çocuk onların gözünde değer kaybettiğine inanmaya başlıyor.

Aynı çocuğun spor, sanat gibi başka alanlarda gösterdiği başarı ise değerli bulunmuyor.

Yazının Devamı

Halden anlamak

19 Mayıs 2018

Nasreddin Hoca bir gün damdan düşmüş, yerde yatıyormuş. Etrafına insanlar toplanmış, doktor çağıralım, ambulans çağıralım, diye aralarında konuşuyorlarmış. Nasreddin Hoca yattığı yerden seslenmiş: “Çabuk bana daha önce damdan düşmüş birini çağırın.”

“Halden anlamak” deyimini çok severim. Haliyle, halden anlayan insanları da!

Kendimce en önem verdiğim şeylerden biri, karşımdakinin halinden anlamaya çalışmaktır. Bir de halimden anlayacağına emin olduğum insanların yanında rahat ederim.

Halden anlamak deyimi henüz “empati” kavramı üzerine henüz düşünülmemişken kullanılmıştır. İnsanın ruh hali üzerine düşünülmüş ve onun halini anlayarak davranmanın önemini vurgulayan bu deyimi anlamlı bulurum.

Halden en iyi anlayanların daha önce o durumu bizzat deneyimlemiş olan kişiler olduğunu düşünebiliriz.

Bazı olayları deneyimlemeden, o olayın yaşatacağı duyguyu tam olarak kestiremiyoruz.

Ne zaman ki o hakkında atıp tuttuğumuz şey başımıza geliyor o zaman karşımızdakini daha iyi anlıyoruz.

***

Yazının Devamı

Annelerin her günü

13 Mayıs 2018

Bugün, Anneler Günü! Özel günlere çok sıcak bakmasam da yeri gelmişken biraz anne olmaktan, annelerin yaşattıklarından ve yaşadıklarından söz etmek istedim.

Yazımın başında belirtmeliyim ki bir çocuğa bakım ve emek veren kişinin mutlaka biyolojik anne olması gerekmiyor.

Ve yine üzülerek söylemeliyim ki biyolojik olarak anne olmuş ama duygu olarak bu konuma geçememiş birçok kadın var.

Bu yazım boyunca “anne” olarak bahsedeceğim ama bu kavramın bir çocuğa annelik yapan herkesi kapsadığını bilerek okuyun lütfen…Doğurmadan da bir çocuğu anne şefkatiyle büyüten pek çok kadın var!

***

Anneleri anmak veya kutlamak için bir güne ihtiyacımız yok. Bu sebeple annelerin bir günü değil, her günü değerlidir. Anneler zaten, yaptıkları hiçbir şey için karşılık beklemezler. Annelerde en sevdiğim şey de budur; karşılıksız sevgi!

Sağlıklı olan hiçbir anne, çocuğunu bir çıkar uğruna sevmez. Çocuğuna bir beklentiyle yaklaşmaz. Tek beklentisi onun mutlu olmasıdır. Bir küçücük sevgi sözcüğü veya bir küçük öpücük bir anneyi mutlu etmek için yeter!

Bir çocuk annesinden sevgi görüp, ona güvenle bağlandığında mutlu olur. Annesinden sevgi ve ilgi alamayan çocuklar için hayat çok daha zordur. Özellikle var ama yok ol

Yazının Devamı

Çevre mi, genler mi?

5 Mayıs 2018

Kişiliğimizi genler mi yoksa içinde yaşadığımız çevre mi belirler? Psikoloji biliminin süregelen tartış-malarından biri de budur.

Bizim değişmeyen doğuştan gelen bir mizacımız var mı? Yoksa içinde yaşadığımız çevre ile bu mizaç değişir mi? Bizi biz yapan genetik kodlarımız mı yoksa içinde yaşadığımız çevre mi?

Bu sorunun tek bir cevabı olmadığı görülmüştür. Bizim kim olduğumuzu sadece genlerimiz belirlemediği gibi sadece çevrede belirlemiyor. Çevre ve genetik yapı etkileşim içindedir.

Bu konuyu anlamak için en çok tek yumurta ikizleri incelenmiştir. Doğduktan sonra birbirlerinden ayrılmış ve hiç görüşmemiş ikizlerin yıllar sonra bir araya geldiklerinde benzer kişilik özellikleri gösterdikleri görülmüştür. Bu genlerin etkisini vurgulamıştır.

Ancak yine ikizlerle yapılan çalışmalarda onların, birbirlerine hiç benzemeyen yanları ve kişilik özellikleri olduğu da görülmüştür.

Davranışları tamamen genler belirleseydi, bu iki çocuğun birebir aynı davranması beklenirdi.

***

İnsanın kişiliğinin gelişiminde çevrenin, en önemlisi ailenin, ailenin tutumunun, eğitim ve sosyo-ekonomik durumunun rolünün de önemi kanıtlanmıştır.

Yazının Devamı