Kendi halinde bir güzellik: Bozburun

17 Ağustos 2008



Bülent Ortaçgil’le randevulaşmıştık, ilk Bozburun sabahında onun evinde kahvemizi içtik. Bütün körfez ayaklarımızın altında. Kurt köpeği Efe, sevimli mi sevimli...
“Boz taşlar önümüzde / Cebimizde yalnızlık var / Şu dümdüz büyüyen gecede / Tek dostumuz yakamozlar...”
Hatırlarsınız “İçim kıpır kıpır / deniz kıpırtısız”ı... Bülent Ortaçgil’in o dingin-bilge halini gözünüzün önüne getirirsiniz. Bozburun işte tam öyle: Kıpırtısız ve bilge... Neden daha önce gelmemişim?


Yazının Devamı

Bitez: Bodrum’un en sakin koyu

11 Ağustos 2008




Bitez, Bodrum’a topu topu 8 km uzakta. Vızır vızır çalışan minibüslerle, on dakika içinde, artık bir metropol olan Bodrum’dasınız. İsterseniz bir saatte de yürürsünüz...
Ama isterseniz hiç o gürültüye inmezsiniz. Bırakın genç İngilizler, macera arayan Türkler, Hollandalı öğrence grupları eğlensinler Bodrum’da, Gümbet’de. Bitez bana yeter de artar bile...

Eski adı: Ağaçlı

Yazının Devamı

Kayaköy: Issızlığın ortasında

10 Ağustos 2008




Bir şey dürttü beni sanki, Kayaköy’de arabayı park eder etmez solda gördüğüm dükkana girdim. Daha çok bir butik, bir köy mağazası gibi bir yer.
Rahşan hanım karşıladı. Neşesi yeri göğü dolduran, iri, capcanlı, sevgi dolu bir Rahşan. Kapıda kırmızı üç tekerli bisikleti, Rocky isminde köpeği ve incik boncuklarıyla bir Rahşan.
Altı senedir Kayaköy’de yaşarmış. Kışın köy çocuklarının derslerine yardım edermiş. Dükkanda hep köyden kızları çalıştırırmış. Kırmış kafayı gelmiş, köyü görünce “Tamam, burasıdır” demiş. Bir uzun kışı, çatısı akan köy evinde geçirdikten sonra, kendine daha düzgün bir ev kiralamış. İstanbul’u kapatmış, olmuş Kayalı.

Yazının Devamı

Beach club’dayım şekerim

3 Ağustos 2008



O kadar araştırdım, bu işin nasıl başladığını kesin olarak bulamadım. Biraz ipucu bilgilerle, sanırım başlangıç noktası Avrupa, hatta Güney Fransa.
Tabii geçen yüzyılın ilk yarısında yeni filizlenen turizmle birbiri ardına oteller açılıyor. Her birinin önü plaj. Önce en zenginler ve soylular, sonra biraz daha “halk” tabaka gezmeye başlıyor.
Hep otel olmaz; sahilde herkesle beraber denize girmek kabul dahi edilemez. Biraz soğuk havlu servisi, arada şampanya, hafiften müzik lazım. Her şeyden önce “aynı sınıf, aynı güzellik” lazım...
Önce tahta paravanlar, ardından gece yarılarına kadar uzayan arsız partilerle “beach club” doğuyor. Alain Delon yıldız adayları ile uzun görüşmeler yapıyor. Onassis meşhur yatıyla yanaştığı Nice sahillerinin özel paravanlı plajlarında, yanındaki Maria Callas‘a aldırmadan jet sosyetenin çıtırlarını kesim kesim kesiyor.
Ülkemizde 90’ların sonuna kadar böyle bir kavram yok. Otel var, plaj var. Arada plajda parti olur, bir ateş yanar, bir gitar tıngırdar; o ayrı. Öyle plaj gardıropları

Yazının Devamı

Işık ülkesinin prensesi:Fethiye

27 Temmuz 2008



Böyle konseptli gezileri seviyorum. Sanki kafamda her şey daha bir oturmuş oluyor. Ne yapacağımı daha iyi ayarlıyorum. Lykia World ve Chefs İstanbul organizasyonu ile Fethiye’deyim bu kez. Bir öğleden sonra pazardan otlar alacağız, sonra da yerel yemekler yapıp yiyeceğiz. Kalan zaman da bana. Koş, atla, zıpla, tekne turu, bisiklet turu; üç günün kalan ikisi tamamen benim! 

Havacılık şehidi Fethi Bey’in şehri
Fethiye, “Işık Ülkesi” anlamına gelen Likya’da, Telmessos şehrinin üzerine kurulmuş. Telmessos’un kuruluş efsanesi ise oldukça enteresan: MÖ 5’inci yüzyılda, Finike Kralı Agenor’un kızına sevdalanan Tanrı Apollon, küçük bir köpek kılığına girerek kıza yaklaşmayı başarır. Bir oğulları olur, adını Telmessos koyarlar. Apollon daha sonra kurduğu bu kente de oğlunun adını verir.
Fethiye, Bizans İmparatorluğu zamanında Anastasiapolis, daha sonra da “uzak yer” anlamına gelen Makri olarak anıldı. Türklerin bölgede yerleşimi, oldukça eski. 1284 yılında Menteşeoğulları’nın, 1424’de de Osmanlı

Yazının Devamı

İstanbul’un her yeri plaj

21 Temmuz 2008



Aslında belki de şehrimizin tadını yeterince çıkaramıyoruz. İlle de uzaklara gitmeye gerek yok; İstanbul’un her yeri plaj. Deniz son ölçümlere göre birçok yerde “temiz” sınırlarında. Hava güzel, okullar tatil. İşte her fırsatta gidebileciğiniz bizim plajlar; bir tek güvenliği elden bırakmamanızı öğütlerim. Malum Boğaz’ın da Karadeniz’in de suyu hırçın; ailelerinizin canı yanmasın.
Benim bütün çocukluğum, denizde geçti. İstanbul’da, Boğaz’da. O zamanlar “yazlığa gitmek” gibi bir “konsept” yoktu; en azından bizim ailede. Genelde mayıs başı denize inilir, 6 Ekim İstanbul’un Kurtluşu’na kadar da her gün saatlerce yüzülürdü. Malum, o gün okullar tatil olurdu; bizim ailenin de “deniz jübilesi günü” 6 Ekim’de yapılırdı.
Daha yeni 40 yaşındayım; ne çabuk değişti her şey, nasıl hızla kirlendi... Sahil şeridinden aile boyu denize girme keyfi yok oldu. Deniz yıllar içinde değil, sanki bir anda karalar bağladı.
Önce tamamen

Yazının Devamı

Nerelerde “sörfleyebilirsiniz”?

20 Temmuz 2008



Deniyorum deniyorum, olmuyor. Bu işi bisiklete binmek gibi, yeni bir dil öğrenmek gibi; bazı insanlar doğallıkla hallediyor, bazılarının uzun uzun çabalaması gerekiyor. O uzun çabaların sonunda, ortalama bile olunamayacağının içten içe hissedilmesi de ayrı bir moral bozukluğu kaynağı...
Ama insanları seyretmek hoşuma gidiyor. Her yaştan kadın ve erkek suyun içinde spor yapıyor. Artık neredeyse gittiğim her yerde rastladığım manzara bu. Hatta bir sürü otelin sörf okulu açılmış, onlar bile dolu.
Filmlerde çok güzel duran, yanık tenli çekici insanların sporu bu. Sörf güzel vücut, güneş, deniz, tatil demek. Ama aslında ilk kez 18’inci yüzyılda, Avrupalı denizciler tarafından yapılmaya başlanmış. 1950’ler ve 60’larda hızla yayılmaya başlamış; müziğe ve filmlere girmiş.
Birçok kişi için “ekstrem spor”, birçok kişi için de “insanı kendine getiren” bir aktivite. Bazıları için bir hayat biçimi. Avustralyalı sörfçü Nat Young, sörfü bir dine çevirmeye

Yazının Devamı

Bodrum; yine Bodrum!

13 Temmuz 2008



Yok, artık “Çarşısı şöyle, Bitez’i böyle, Gümüşlük’ü pek romantik” falan diye yazmayacağım. Ben sıkıldım yazmaktan; siz sıkıldınız okumaktan.
Bu yazıda kısaca tarih, çokça yeni keşifler olacak. Sıradan bir Bodrum tatilinden çok, bilenlerin ve sevenlerin yararlanabileceği bir Bodrum yazısı olacak...

Karya’nın başkenti
Eski adını artık bilmeyen yok: Halikarnassos. Ünlü tarihçi Heredot’a göre, şehir Dorlar tarafından kurulmuş. MÖ 650 yıllarında, Megaralılar zamanında büyümüş ve Halikarnassos adını almış.

Yazının Devamı